7.12.2018 Yay Yeniayı

Merhabalar Dostlar,
7.12.2018 sabah saat 10:20 de 15 derece Yay burcunda yeniay doğacaktır. Yeniay yönetici gezegeni Jüpiter, kendi burcu olan Yay’da ve güçlü bir konumda olmasına rağmen; Neptün ve Mars kavuşumu ile olan karesi nedeniyle yeni başlangıçlar adına, sadece hayal kırıklığı vaat ediyor. Bu nedenle şu dönemde girişimlerimiz adına, iyimser olsak bile sonuç alma konusunda sorunlar yaşayabileceğimizi aklınızın bir kenarında tutmak iyi olabilir.

Yeniay Yay burcunda gerçekleşeceği için eğitimler,toplantılar, yabancı dil konuları, göçmenlik konusu, seyahatler, üniversiteler ve yüksek idari yargı adına önemli gelişmeler beklenebilir.

Yeniay yükseleni, Oğlak burcunda gerçekleşiyor. Yükselen yöneticisi Satürn, yine kendi burcunda ve bu nedenle yine güçlü aynı zamanda 12. evde olduğu için kadersel denemeler verebilir. Özellikle gizli düşmanlar üzerinden çeşitli konular, bireysel ve kolektif olarak ön plana taşınacaktır. Hastane ve hapishane gibi kapalı bazı devlet kurumları ile ilgili konular önemli hale gelebilir. Ayrıca; Güney ay düğümü burada olduğu için yine şu dönemlerde maddi ve manevi borçlu olduğumuz veya bize borcu olanlar hayatımıza girebilirler açık uçları kapatmak açısından elimizden gelen iyi niyeti göstermek fena olmaz… Tabii ki; her zaman olduğu gibi denge ve hakkaniyet önemlidir. Kendimize ve çevremize orta yolu bulmak gerekiyor.

Yükselen çizgisi ile kavuşumda olan Plüton güç kullanımı ve dayatmacılık üzerine kendimizi baskı altında hissedeceğimizin işaretini veriyor. Yakın dönemde çıkabilecek bazı resmi prosedür, kanunlar üzerinden değişiklikler gerçekleşebilir.

Yeniay, umutlar ve beklentiler evi de denilen 11. evde doğuyor ancak harita geneli ve Ankara üzerinden çıkardığım haritada kıstırılmış burç olarak kaldığından enerjisini çok iyi yansıtamıyor. Bu bağlamda Yay burcunda olan coşkulu enerjiyi çok fazla hissedemiyoruz maalesef…

Sevgi ve güzellikler diliyorum

  1. Birsen SUNGURAY

Okumuş bir işçi soruyor

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima’nın?
Ne oldular dersin duvarcılar Çin Seddi bitince?
Yüce Roma’da zafer anıtları dikenler?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
Yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca Bizans’ta?
Atlantis’te, o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.

Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender?
Tek başına mı aldıydı orayı?
Nasıl yendiydi Galyalıları Sezar?
Bir ahçı olsun yok muydu yanında onun?
İspanyalı Filip ağladı derler,
batınca tekmil filosu.
Ondan başkası acaba ağlamadı mı?
Yedi Yıl Savaşı’nı İkinci Frederik kazanmış ha?
Yok muydu ondan başka kazanan?

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
Ama pişiren kimler zafer aşını?
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
Ama ödeyen kimler harcanan paraları?

İşte bir sürü olay sana
ve bir sürü soru.

Bertolt Brecht

Gezegenler, Günler ve Taşlar

Merhabalar Dostlarım,
Gezegenlerin, taşlar ve günlerle olan sıkı bağları mevcuttur. Gezegenlerin bu yönüyle genel olarak okült astroloji ilgilenir. Çünkü kullandığımız taşlar ve bunların kullanım zamanı, hayatımızda gezegenlerin ifade ettiği değişiklikleri var ederler. Bu değişikliklerin ana kaynağı karakteristik olarak “titreşim” özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Titreşim yada rezonans da denilen konu hayatımızda önemli olup, aslında geçmişi kadim bilgilere dayanan önemli bir bilgelik içermektedir. Bu bağlamda; Hermes’den günümüze ulaşan “kybalion” yasalarını incelemek, konunun derinliklerine ulaşmak isteyenler için yol gösterici olabilir. Titreşim yasası, yedi kybalion yasası arasında geçer.
Gezegenlerin bağlantılı olduğu taşlar ve günler şu şekildedir; önce Güneş :)

Ayrıca günlerin Fransızca isimlerini de ekledim. Bu şekilde tüm dil ve uygarlığı etkilediğini görebilmeniz adına :) Yazı sonunda ise bonus olarak The Cure’den “Friday İ’m in love” var. İngilizce’de bulunan Cuma günü ismini Tanrıça Freya’dan almıştır.

Güneşin günü tabii ki; (Dimache) Pazar günüdür. Güneş enerjisi için taş yerine altın kullanılabilir. Ancak buna pek gerek olmaz.
Ay ; (Lundi) Pazartesi günü ile alakalıdır ve taşı ise aytaşı ya da İnci olabilir.
Mars;(Mardi) salı günü ile alakalıdır ve taşı kırmızı mercandır. Taşımadan önce çok iyi düşünülmelidir, çünkü marsın sembolize ettiği konuları açığa çıkarır.
Merkür; (Mercredi) çarşamba günü ile alakalıdır ve taşı Zümrüt’tür. Ayrıca Yeşim’de kullanabilirsiniz. Burada Merkür için arketip olan Hermes’i ve yazdığı “zümrüt tableti” hatırlayabiliriz. Hermes’i aynı zamanda Hz. İdris olarak da biliyoruz.
Jüpiter; (Jeudi) Perşembe günü ile alakalıdır ve taşı Sarı Safir oluyor. Jüpiter’in temsil ettiği konuları aktivite etmek için belli bir düzen içinde kullanılabilir.
Venüs; (Vendredi) Cuma günü ile alakalıdır. Taşı, elmas (yani Afrodit gibi bir Tanrıça ucuz bir şey kullanmak istemez tabii ki) ve pembe kuvars oluyor. Genel olarak ülkemizde en önemli sorunlar; sevgi, para ve kişisel ilişkiler alanında olduğu için çok kullanılmaktadır.
Satürn; (Samedi) Cumartesi günü ile alakalıdır. Taşı ise mavi safir yada ametist kullanılabilir. Satürn sert imtihanları ile bilinen bir hoca olduğu için, bu taşların kullanımı üzerine ciddiyetle düşündükten sonra taşınması gerekiyor.
Taşların taşınması amacıyla belli bir zaman belirlenmesi gerekmektedir. Bu zaman ve taşıması gereken taş, kişinin hayat deneyimleri ve astrolojik haritası ile karar verilebilir.

Sevgi ve güzellikler diliyorum

Birsen SUNGURAY

 

AYDINLANMA 23.11

Merhabalar Dostlarım,
23 Kasım 2018 tarihinde, sabah saat 8.40’ta Ay ve Güneş karşı karşıya gelerek İkizler burcunda dolunay oluşturuyor. Ankara üzerinden bakabileceğimiz dolunay haritası oldukça sert etkiler içermektedir. Dolunay 0 derecede İkizler burcunda gerçekleşecektir hem ilk derecelerde olması hem de değişken burçlarda oluşacağı için etkilerini hızlı bir şekilde gözleyebileceğiz. İletişimi yoğun, seyahatlerin çok olduğu, zihinsel olayların ve medya, gazetecilik konularının yükseldiği etkiler oluşturacaktır.

Dolunayda harita yöneticisi olan Merkür, yükselen çizgisi ile kavuşumda olduğu için bu etkileri üst düzeyde, katmerli hissedeceğiz. Harita yükseleni Yay burcunda olduğundan ve Merkür burada; zararlı olduğu bir konumda, ayrıca retro olması sebebiyle etkilerini daha çok gölge şekilde çalıştıracaktır. Özellikle; iletişim, ulaşım, medya, gazetecilik, yazarlık, üniversiteler ve uluslararası alanda sıkıntılı olabilecek bir gündem önümüze gelebilir.

Dolunay haritasında, önemli bir nokta; Merkür’ün, yay burcunda 10 derecede olması sebebiyle Antares sabit yıldızı ile de kavuşumda bulunmasıdır. Antares, Perslerin “kraliyet yıldızı” olarak kabul ettiği dört yıldız’dan, bir tanesidir ve batının koruyucusu olarak da kabul edilir. Son derece güçlü ve kadersel etkilere sahiptir. Konumu itibariyle, Merkür’le kavuşurken, özellikle abartıdan ve kibirden kaçınmak gerekiyor. Yine Antares olumsuz kullanımında; “kalp” ile ilgili rahatsızlıklarda görülebilmektedir. Bu konuda, sorun hissettiğimiz de, atlamamak iyi olabilir. Merkür’ün, Balık burcunda olan Mars ile karesi olduğu için “dil belası” sebepli kayıplar oluşabilir. Bu nedenle özenli olmakta ve düşünerek konuşmakta, yazmakta fayda görüyorum ayrıca yine bu açıdan ötürü; inanç içerikli şiddet ve askeri hareketlilik üzerine kayıplar ile ilgili işaretler mevcuttur. Mars dolunay an haritasında, Güneş ve Jüpiter kavuşumlu, ay karşıtlığında T kare yaptığından; öfke, gereksiz agresyon, eril şiddet, askeri konular üzerine olumsuzlukları artırabilir. Bu bağlamda dikkatli olmak, işaretleri görmek iyi olabilir.

Dolunay ile kurtulmak istediğimiz, hayatımıza hizmet etmeyen konular üzerine harekete geçirebiliriz. Bu konular içerik olarak; konuşmak, yazmak, öğrenmek, kendimizi ifade etmek, düşüncelerimiz, hayat felsefemiz, alım-satım konuları, seyahat, yabancı dil öğrenme, eğitimler, toplantılar üzerine olabilirler.
Bu başlıklar dahilinde; hayatımıza katkılarını, artı ve eksilerini tekrar gözden geçirmek, düzenlemek, eklemek veya çıkarmak için uygun zamanlama içindeyiz.

Gökyüzü, bizlere dolunay ile neyi doğru yapıp yapmadığımız üzerine görebilme fırsatı sunuyor. Bizlerin tek yapmamız gereken, bu fırsatı objektif bakış açısıyla kullanmamızdır.

Sevgi ile kalın, güzelliklerle buluşun…

Birsen SUNGURAY

KÜLLERİNDEN DOĞMAK 7.11

  • “Bazıları ışığın, bazıları gölgelerin peşine düştü” T.S.Elliot
  • Merhabalar Dostlarım,7 Kasım 2018 ve akşam saatleri 19;05 itibariyle Akrep burcunda yeniay oluşuyor. Her yeniay ile ihtiyacımız olan yeni enerji doğar. Bu kez yeniay haritasında son derecelerde olan gezegenler dolayısıyla, yeniay haritası aynı zamanda bir çok bitişleri bünyesinde barındırıyor.
    Tam olarak aslında bir geçiş dönemi içindeyiz. Bu sebeple yeniay haritasını, bir an haritası olarak değil, başlangıç ve bitişler ekseninde görüp, elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.
    Yeniay 6. Evde Akrep’te 15. derecede doğmaktadır.Bu yerleşimle 6 ve 12. Ev aksını harekete geçirmektedir. Bu aks özellikle çalışanları, sağlık konularını, hastane, hapishane, evcil hayvanlar ve gizli düşmanları işaret etmektedir. Burç özellikleri itibariyle; Spekülasyonlar, banka,para, maddi, manevi değerler, cinsellik, yeme, içme konularını besliyor, büyütüyor. Yeniay’ın Zuben Elgenubi sabit yıldızı ile kavuşumda olması kamuoyu yoğunluğu ve sosyal anlamda yeni değişiklikler geleceğini gösteriyor. Yeniay yöneticisi Kova’nın 25. Derecesinde olan Mars 10.evde bulunmaktadır. Askeri konuların, eril konuların, şiddet ve isyan içeren konuların yeniay ile büyüyebileceğini gösteriyor. Mars’ın yine Venüs ve Ceres kavuşumuna üçgen açı yapması ve Retro Uranüs karşıtlığı geçmişten gelen, ucu açık kişisel ilişki ve hukuksal girişimlerin bitirilme olasılığını gösteriyor. “Gordion’da kördüğüm” hikayesi şeklinde çözümler yani…Yeniay haritasının yükseleni İkizler, böyle olunca iletişimi bol ve hareketli bir aya başlıyoruz. Şu an yükselen yöneticisi Merkür, karşıt burcu olan Yay transitinde olduğundan zararlı çalışıyor.Bu ay; çok konuşan ama hiçbir şey söylemeyenler, söz verip, yapmayanlar, mütemadiyen trollemeye çalışanlar, sürekli akıl verip, kendi uygulamayanlar, en kötüsü ısrarla kendi fikirlerini dayatmaya çalışanlar hayatımızda olabilirler. Şaşırmayın, sadece gülümseyin. Merkür, bu konum itibariyle uluslar arası alanda, gazetecilik, medya konusunda bol ve gerçek olan, olmayan haberler üretebilir, izlemci olup, her söylenene inanmamak mantıklı olabilir.
    Jüpiter 29 derece Akrep’te ve kendini en iyi ifade edeceği Yay burcuna geçmeye hazırlanıyor. Jüpiter bu transit ile iyicil özelliklerini daha fazla gösterme fırsatı sunacaktır. Tabii bizlerde; davete icabet edersek… Önümüzdeki bir yıl felsefe, tasavvuf, üniversiteler, dini konularda büyük bir genişleme ve ilgi oluşacaktır. Uluslar arası ilişkiler, sınırlar, yabancılar, mülteciler, yüksek yargı alanlarında gelişmeler oluşacaktır. Gölge yanları açısından bakarsak özellikle dini fanatizm başta olmak üzere fanatizm, rehavet, erteleme, dayatma tuzağına düşülmediği takdirde pozitif etkileri yüksek bir transit olacaktır.Ay düğümleri; zodyak haritasında bulunan, iki önemli matematiksel noktadır. Kuzey ay düğümü gitmemiz gereken yönü gösterir ve evrensel olarak desteklenen istikamettir. Güney ay düğümü ise tam tersi, geride bırakılması gerekeni işaret eder. Her burçta yaklaşık on sekiz ay kalır. Ay düğümleri 6 Kasım itibariyle Kuzey ay düğümü Yengeç’e ve Güney ay düğümü Oğlak’a geçti. Bu nedenle aile, vatan,beslenme, barınma, güvenlik konuları Mayıs 2020’e kadar gelişme gösteren istikamet olacak. Bu dönemde Kad Yengeç olduğu için kadın ve çocuk figürleri önemli hale gelecektir ve destek görecek şekilde gelişmeler olabilir. Ayrıca Türkiye haritası üzerinde yükselen yine Yengeç olduğu için kadersel olarak önemli bir döneme giriyoruz.
    Yeniay, Ay konakları açısından “zibana” konağında doğmakta olduğu için şifa gerektiren ihtiyaçlar, kötü ilişkileri onarmak isteyenler için bu konumda maddi manevi girişimlerin olumlu sonuçlar vereceği kabul görüyor. Bu bağlamda dua, niyet, olumlama açısından uygun fırsatları sunuyor.

    Yeniay ile Akrep burcu ruhuna uygun küllerimizden doğacağımız başlangıçlara adım atıyoruz.
    Güzellikler ile buluşun, sevgiyle kalın

    Birsen SUNGURAY

 

Medea; Ayarsız Tanrıça

Merhabalar Dostlar,

Yakın bir süre önce Cadılar Bayramını geçtik, hazır hafızalar da  tazeyken, Cadılık denince ilk akla gelen mitoloji kahramanını biraz hatırlayalım isterseniz …

Medea mitolojinin güçlü bir o kadar da korkutucu karakterleri arasındadır. Medea üzerine Euripides ve Seneca eserleri ile bilgi sahibi oluyoruz. Euripides eserinde Medea’yı oldukça sert  şekilde işlemiş olmasına rağmen Seneca’da biraz daha yumuşamış, duygularına söz geçiremeyen ihtiraslı, kıskanç bir kadına dönüşmüştür.

Medea, mitolojinin en gizemli, güçlü kadın figürleri arasında başı çeker. Medea, Kolchis Kralı Aietes’in kızıdır. Dedesi  olan Helios ise Güneş’in oğludur. Annesi ve halası Kirke’den Simya, bitkilerle şifacılığı öğrenmiştir. Mitoloji de kendisine “Jason  ve Argonautlar” hikayesinde ilk olarak rastlıyoruz. Mitolojinin bu hikayesi tam bir Mars sembolizmi gösterir. Şöyleki;  “Altın Post” peşinden giden Jason Mars yönetiminde olan Koç semboliklerini, denemelerini yaşarken; yine Mars yönetiminde olan Akrep semboliklerini, denemelerini yaşamak Medea’ya düşer.

Jason; İolkos Kralının oğludur ancak tahtı amcası tarafından elinden alınmıştır. Amcası Pelias, eğer “Altın Post”u bulup getirirse, tahtı tekrar geri vereceğini vaad eder. Bu hikayede bahsedilen “Altın Post” konusuna bir antiparantez açmak istiyorum. Eğer Şeb-i Aruz törenlerine gitmişseniz burada yine “post”  serilmesi ile ilgili bir bölüm vardır. Bu törenlerde Post; makam kavramını içermektedir. Şeb-i Aruz da “kırmızı post” olarak geçer. (Ki Kırmızı yine Mars rengidir) Altın kavramı veya Simya mitlerde insanın, insanı kamile dönüşümünü ifade eder. Jason, sonunu düşünen kahraman olamayacağı için,  Kolchis’e  gitmeye ve altın postu getirmeye karar verir. Hazırlıklara başlayan Jason, çevresine oldukça iyi bir ekip toplar. Herakles, Castor ve Pollux, Orfeus ilk akla gelenler olmak üzere neredeyse mitolojinin tüm kahramanları yanında yer alırlar. Toplamda ellibeş kişidirler. Gemilerini ise Argos Usta yapar. Geminin ismini hızlı anlamına gelen “Argo” koyarlar. Tanrıça Athena ise Argo gemisine dümen hediye eder. Bir çok maceranın sonunda Kolchis’e ulaşan Jason ve Argonautlar savaşmayı düşünürken oldukça iyi karşılanırlar. Kolchis Kralı Aietes savaşmak yerine Jason’a bir çok mümkünatı olmayan denemeler verir. Örnek vermek gerekirse; bir ejderhanın dişlerini söküp tarlalara ekerek yenilmez savaşçılar yaratmak gibi bir çok  denemeyi başarır. Tabii ki bu başarılar büyücü Prenses Medea’nın yardımıyla gerçekleşmektedir. Bu yardımlar karşılığında Jason, Medea’ya evlenme sözü verir. Ancak Kral Aietes ne Medea’nın evlenmesini ne de Altın Postu teslim etmeyi kabul etmez. Altın Postu çalan Jason, Medea ile kaçarlar. Yolda gemileri yakalanma tehlikesi geçirince kardeşi Apsyrtos’u keserek parçalarını kesip denize atar. Bu şekilde Kolchis’ten kaçabilirler. İolkos’a dönerken Büyücü Kirke’ye uğrarlar. Kirke, Medea’yı öldürme suçundan arındırır. Ancak Jason’a  güvenmez ve her hangi bir konuda yardımcı olmaz.

Jason, İolkos’a  Altın Post ile gitmesine rağmen amcası tahtı geri vermez. Burada Medea korkunç bir tiyatro hazırlar. Kaynar bir kazana atarak koçları, kuzuya  çevirebildiğini gösterir. Pelias’ın kızları da bunu babaları için yapmak isterler. Tabii ki Kral Pelias bu oyun sonucunda ölür. Bu korkuç tiyaro ise Jason ve Medea’a istedikleri gücü yine vermez. Tahta Pelias’ın oğulları geçer ve İolkos’tan sürgün edilirler. Son olarak Korinthos’a sığınan ikili Kral Kreon tarafından iyi karşılanırlar. Ancak artık iki çocukları olmuş ve Jason, Medea’dan sıkılmıştır. Bu nedenle,Kral Kreon’ın kızı Kreuse ile evlenmeye karar verir. Medea, bu gelişmeler üzerine Kreuse’ya onu giyince yakan bir elbise göndererek öldürür. Daha sonra ise Jason’dan olan iki oğlunu öldürür. Babalarına ölülerini gösterdikten sonra Kolchis’e geri döner.

Medea mitolojik hikayesi ile; ilaçların, zehirlerin ve büyünün Tanrıçasıdır. Güç peşinde gezerken aslında gerçek gücü içinde barındırır. Krallara yaptığı aksiyonlarla, dalaverelerle  hükmeder. Ölüm, kalım, var etme gibi çok önemli konularda büyük bir yeteneği barındırır. Duyguları ise sınırsızdır. Sevgisi, tutkusu, kıskançlığı, öfkesi, nefreti için herhangi bir sınır anlayışı yoktur. Medea  ilaç yada zehir hazırlarken doğru dozu buluyor olabilir ama bunu duygularında bir türlü  yapamaz…

Sembolleri arasında Colchium çiçeği vardır. Ülkemizde bu çiçek “var git”çiçeği olarak da bilinir. Sonbahar sonunda açan çiçek, kışın gelişinin de habercisidir.

Paracelsus’dan bir alıntı ile bitirelim “ Her madde zehirdir, zehir olmayan hiçbir şey yoktur. Ancak zehirle, ilacı ayıran dozudur”

Sevgiler (Uygun dozda tabii)

Birsen SUNGURAY

 

Boğa Dolunayı 24.10.2018

Merhabalar Dostlar,
24 Ekim 2018 saat 19;45 de Boğa Burcu’nda birinci derecede dolunay oluşuyor. Ankara üzerinden yorum yapabilecek haritada Ay ve Uranüs kavuşum yaparken karşıtlığında Güneş ve harita yöneticisi Venüs Akrep’te kavuşum yapıyor. Dolunay aks olarak 12. evde ve kıstırılmış burç şeklinde karşıtlığı 6. ev yine kıstırılmış burç şeklindedir. Bu evlerde sağlık, gizli düşmanlık, bilinçaltı konusunda hareket oluşturabilir. Ancak daha önce belirttiğim üzere dolunay açığa çıkarma etkisi, kıstırılmış evlerde olduğu için ortaya çıkan tüm konular bizi manüple etmeye yönelik çalışabilir. Bu bağlamda edindiğimiz tüm bilgilere şüpheli yaklaşım mantıklı olabilir.
Yine bu dönemde apaçık görüneni de adeta görmek istemeyen muhataplar sözkonusu olabilir. Gandhi’nin sözüyle açıklar isek “Uyuyan birini uyandırabilirsiniz ancak uyuma taklidi yapan birini uyandıramazsınız”
Dolunay’ın 12. evde olması ise uyku ve rüya görme konularını çoğaltabilir. Uranüs burda olduğu için bu rüyalar, gelecek adına öngörü içeren rüyalar olabilir. 6. Ev karşıtlığı sebebiyle, sağlık konusunda üreme organları, boyun, boğaz ve ifade etme üzerine hassasiyet oluşabilir. Yine sağlık açısından hem Akrep karşıtlığı, hem Safer ayında olmamız sebebiyle zehirlenme konusunda etkiler mevcuttur, bu bağlamda dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle hayvansal gıdalar açısından çok daha dikkatli olmamız iyi olabilir. 6. Ev konuları arasında olduğu için evcil hayvanlar için yardımcı olmak, yine bizler için iyi olabilir. Bir kap su, bir kap mama sizden büyük bir kayıp olmaz ancak sokakta bulunan canlar için çok önemlidir.
Dolunay Boğa Burcu’nda beş duyu, maddi ve manevi değerler üzerinden çalışıyor. Boğa’da ilk derecede gezegeni olanlar ve yine sabit burçların ilk derecelerinde gezegeni olanlar için önemli değişiklikler getirebilir bu dolunay, tabii bireysel harita temel alınmalıdır. Dolunay ile Uranüs’ün kavuşumu Boğa Burcu’nda bir dönemin kapanışını yapıyor. Tüm yerleşik değerleri sorgulatıyor, artık işlemeyen sistemleri ayıklıyor (para, yönetim sistemleri başta olmak üzere hissediyoruz zaten) üst akıla ve topluma hizmet etmeyen bayağı, bahaneci, ayak oyunlarını birer birer yıkacağını önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Bu sebeple anlamlar yüklediğiniz değerleri sorgulamak önemli olacaktır. Ne de olsa Uranüs yedi yıl burada ve önünde durabilecek herhangi bir güç sözkonusu olamaz.
Dolunay haritasında yükselen ikizler burcunda ve yükselen yöneticisi Merkür, Jüpiter ile kavuşuyor. Medya, gazeteciler, uluslararası konular, mahkemelerin ön plana taşınacağı bir zaman diliminde olacağız. Ancak yine ön planda yer alan ve arka planda olan arasında büyük farklar olabilir.
Dolunay haritası tam olarak bir dönemin bittiğini gösteren bir harita şeklinde bulunuyor. Jüpiter Akrep’te son derecelerde, Yay geçişi ile uluslararası, yabancılar, mülteciler, din, felsefe, üniversiteler şeklinde ana başlıkta bizleri büyümeye, sorgulamaya sevk edecektir. Yine yakın dönemde değişecek Ay düğünmleri bireysel ve kolektif anlamlar içeren kadersel değişikler getirecektir. Kuzey ay düğümü bir süredir Aslan’da olduğu için “bireysellik, teklik” destek görüyordu. Bu süreç sona eriyor ve kendimizi ne kadar yontabildiğimiz adına notları dağıtacak, sonrası ise Yengeç süreci temaları destekli hale geliyor.
Boğa Dolunayı ile; varolan değerlerimize şükretmeyi, akılcı ve etkili şekilde kullanmayı, ihtiyacı olanlar ile paylaşmayı, harcama,biriktirme alışkanlığı üzerine kendimizi tekrar değerlendirmeyi objektif olarak yapabiliriz. Boğa’nın en çok aradığı şeyin aslında maddiyat değil “Huzur” olduğunu ve yükselen Boğa enerjisi dolayısıyla herkes için geçerli olduğunu düşünüyorum. Bunun için hatırlamak belki güzel olabilir belki ; “Bu dünya biz doğmadan önce dönüyordu. Biz üzerinde olmasak bile dönmeye devam ediyor olacaktır. Bu yüzden merkeze koyduklarımız da buna göre olmalı”
Aramak için yola çıkana her zaman yeterince karanlık ve aydınlık vardır…

Sevgiyle kalın

Birsen SUNGURAY

Terazi Yeniayı 9/10/2018

Merhabalar Dostlarım,

9 Ekim 2018 sabahı 6,47 de Ankara saati ile Terazi Burcu ve 15. derecesinde Güneş ve Ay buluşuyor ve  Yeniay doğuyor. Yeniay ile aynı zamanda terazi’de bulunan Ceres kavuşuyor. Ceres terazi’de iken ve yeniayla kavuşurken; ilişkiler alanından, adalet, uyum, denge kavramlarıyla besleniriz. Daha doğrusu bu konuların bizi ne şeklinde beslediğini anlayıp, gereken duyarlılık, düşünsellik ve hareket içinde olmak gerekiyor. Yeniay haritası yükseleni yine Terazi Burcu’nda, bu nedenle Terazi’nin temsil ettiklerinin temel motivasyon kaynağımız olduğunu görmek ve doğaya olumlu şekilde uyumlu davranmak bizler için iyi olabilir. Yeniay haritasında Arap noktalarından “Şans noktası” yükselen ile birleşiyor. Bu nedenle Yeniay saati ile olumlama yapmak, Venüs mantra dinlemek için uygun saatler olacaktır. Ayrıca Terazi “biz” kavramı ile ilgili olduğundan, çoğulluk dolayısıyla, hem kendimiz, hem tüm sevdiklerimiz, içinde olduğumuz toplumun hayrı adına dua, niyet, dilekte bulunabiliriz.
Terazi yeniayı birinci evde doğacağı için ve öncü burç olması nedeniyle temsil ettikleri değerleri mutlaka bariz biçimde hissettirecektir. Birinci evde olması ile tek başına birer birey olabilmeyi ve bundan “biz” çıkarabilmeyi gösteriyor.

Haritanın yöneticisi Venüs’e gelince; Akrep’te ve Retro konumda, astreoid Persefone ile kavuşuyor.

Buda oldukça sıkıntılı durumları işaret etmektedir. Özellikle genç kız, kadın vurgusu üzerinden hoş olmayan konular ön plana taşınabilir. Harita genelinde zaten, Persefone öyküsü hâkim maalesef… Haritanın dibi olan Ic de Pluton yükselene kare yaparak, olumsuz gündem oluşturuyor ve zorlu dönüşümleri işaret ediyor. Harita yöneticisi Venüs’e kare yapan Mars ise Karaay ile kavuşarak, hem kadın hem eril değerler üzerinden şiddet içeriyor.
Venüs harita yöneticisi olmasına rağmen zararlı çalışan bir konumda, ikinci ev girişinde olduğu için ayrıca maddi ve manevi değerler açısından olumlu yanlarını ortaya çıkaramıyor görünümde…
Yeniay başlattığı dönem itibariyle ; anne, kız ilişkileri, cinsellik, adalet,hukuk,  mahkemeler, denge, uyum, diplomasi, para, bankacılık, cinsellik, tuhaf kadın erkek ilişkileri üzerine ön plana çıkan konular getirebilir.
Yeniay haritaları, yeni başlangıçlar içermesine rağmen bazen istediğimiz ölçülerde pozitif olamayabiliyor. Ancak her yeniay aynı zamanda ihtiyacımız olan bazı çekirdek özellikleri taşır ve bunların bizim insanoğlu olarak evrilmemiz ve bazen de elimine olmamız ile ilgili olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Başımıza gelen hiç bir şey tesadüf değildir. Zaten gerçek olan başımıza gelenler değil, bizim başımıza gelenlerle neler yapabildiğimizdir.
Sevgiyle kalın, güzelliklerle buluşun
Sakıncalı Astrolog
Birsen Sunguray

Kheper


Merhabalar,

Dostlar, Kardeşler, Romalılar, 

Aile içinde anlattığımız bir hikaye vardır. Sizlerle paylaşmak istiyorum  :)
Bir zamanlar, adamın biri yolda yürürken yerde yuvarlanan bok boceklerini görüyor. Sonra bir süre durup, onları inceliyor ve diyor ki; “Allah’ım şu tuhaf yaratıkları niye yarattın Yarabbim”
Günler günleri kovalıyor, adam gün oluyor çok çok hasta oluyor. Çevresinde onu gören herkes, daha önce tıpkı onun ki gibi hasta olan yakınlarından bahsediyor ve mutlaka ekliyorlar “Oda tıpkı senin gibi hastaydı, bok böceği yiyerek iyileşti”
Adam tabii kızıyor ama bir böyle, iki böyle sürekli her gelen aynı şekilde konuşuyor. En sonunda iyice kızıp, doktora gidiyor. Doktor ise hastalığı için tıp alanında bir çare olmadığını söyleyerek ekliyor “Sizin hastalığın bildiğim tek çaresi bok böceği yemek, siz bilirsiniz ama başka bilinen bir çare yok”
Adam en sonunda pes ediyor ve bok böceği yiyerek iyileşiyor. Bunun üzerine, bu kadar sıkıntılı günler sonrası tatille çıkmaya karar veriyor. Bir gemi yolculuğuna çıkıyor. Bir süre eğlenceli, güzel geçiyor ama sonradan hava çok kötü bozuyor. Gemi müthiş sallanıyor, battı batacak. Gemideki herkes dua ediyor, Allah’a yalvarıyor. Ancak bizim Adam’da tık yok, hiç oralı değil. Bu herkesin ilgisini çekiyor ve tabii kızıyorlar aynı zamanda… Soruyorlar niye dua etmiyorsun diye?
Şöyle cevap veriyor? “Fırtına biter, bitmez, gemi batar ya da batmaz, ben bilmem, kimseye karışmam, Allah’ın işine de hiç karışmam, bir kez karıştım yemediğim nane kalmadı”

Sevgiler

Birsen Sunguray

Koç Burcunda Dolunay

Merhabalar Dostlar,
25.09.2018 itibariyle sabah 5:51’de Koç Burcunda 1.59 derecede Dolunay oluşuyor. Dolunay her ne kadar tamamlanma verse de, Koç Burcunda olduğu için elimizde hâli hazırda bitmesi gereken projeleri ve yarım işlerimizi bitirerek yeni projelere yer açmak güzel olabilir. Koç daha çok başlangıçlar ile ilgili olduğundan yeni projeleri de gündeme alabilirsiniz. Dolunay yedinci evde gerçekleşecek olduğundan ayrıca Koç/Terazi hattı ruhu gereği ben/biz dengesi önümüze çok sık çıkacaktır. Bu bağlamda ilişkiler alanında Dolunay büyüteç etkisi ile bakabiliriz, ancak vereceğimiz her türlü karar Dolunay etkisi azaldıktan sonra olmalı. Basınç fazla olunca fevri olmak sözkonusu, sonra pişman olmayalım :)
Dolunay Chiron ile birleştiginden, içinde bulunduğumuz çeşitli ilişkiler yaralayıcı, kişilik çatışmalarına varan sorunlar yaşatabilir.
Dolunay’ın karşı aksı olan birinci evde Güneş, Merkür ve Ceres Terazi Burcu’nda kavuşuyor. Bu stelyum ile enerjilerimizi var oluş tanımı, zihinselliğimiz adına ilişkiler, adalet, denge konularına yüklediğimizi ve hatta bu alandan beslendiğimizi söyleyebilirim. Merkür yükselen yöneticisi ancak yanık konumda olduğu için çok etkili çalışamıyor ancak değişkenlerde oluşan yükselenler olayları hızlı tetikliyor. Dolunay aksı Satürn ve Vesta kavuşumu ile T kare yaptığı için bir nevi ateşini ocağımıza boşaltacak diyebiliriz. Dördüncü evde bulunan Vesta ve Satürn geleneksel değerleri, evimizi, ocağımızı temsil ediyor. Dolunay gerginliği ise genel enerjisini buraya boşaltıyor durumda…
Dolunayda harita yöneticisi Mars ikinci evdeki Venüs ve sekizinci evdeki Uranüs ile kare yaparak T apeksinde bulunuyor. Kova Burcunda bulunan Mars aynı zamanda Lilith ile de kavuşuyor. Maddi, manevi değerler, para, banka, ekonomik konularda ve ölüm, hayat konuları ön plana çıkarken (zaten uzun zamandır iki, sekiz aksı vurgulu, yersel olarak da bariz hissediyoruz) diğer taraftan gerilimli kadın, erkek ilişkileri, cinnete varan tahammülsüzlük, öfke, isyan halleri aktif olacaktır. Bu bağlamda irade gücü açısından deneme altında olduğumuzu unutmayalım, sağduyu her zaman en büyük dayanağımızdır.
Dolunay haritasında bir diğer önemli nokta; tüm kolektif gezegenlerin, Uranüs, Neptün ve Pluton’un Retro konumda olmasıdır. Bunun üzerine düşünmek iyi olabilir, retrolar da gezegenler enerjilerini içeri çalıştırırlar ve içsel büyüme hedefler, talep ederler. Bu büyüme bireysel olsa bile toplumsal hizmet yönüne sahiptir. Dolunay haritasında; Uranüs özgürleşme adına, Boğa’da olduğu için somut değerlerimiz, mal varlıklarımız için düşünme, sadeleşme bekliyor. Biz değişiklik yapmazsak zorla retro sonrası “buna ihtiyaç yok, şunu ne yapacaksın” şeklinde budayabilir. Balık Neptün ise; inançlarımız adına sorgulama, erime, çözülmeler veriyor. Pluton ise; Oğlak’ta, çalışma, somut değerleri yaratma ve tabii yönetme adına dönüşümler talep ediyor. Hepsinin Retro konumda olması “toplumsal düşünme molası” retrolardan çıkınca bu konularda ne içselleşme olduğu ve olgunluk test olacaktır.

“Neyiz ve nerelerdeyiz” bilemiyoruz şimdi, beraberce göreceğiz…

Sevgiyle kalın

Birsen Sunguray

İbn Arabî ve Ayna Metaforu

Savaşlar,  insan hareketleri gibi bir çok olay şu an içinde bulunduğumuz medeniyet adına ölüm ve vahşet içerse de unutmamak lazım ki; bu konuda yorumlarımız şu an yaşadığımız toplumsal seviye kadardır. Şu an içinde bulunduğumuz seviyeye ise insanoğlu aslında pek kolay gelmedi. Geçmiş yıllarda ülkeler için yaklaşık olarak iki seçim vardı; “fetheden” ve “fethedilen” olmak. Endülüs dönemi de yine böyle başlıyor; Endülüs 711 yılında Arap komutan Tarık Bin Ziyad tarafından fethedilmiştir. Gemileri ile Endülüs’e dayanan Tarık Bin Ziyad karaya ulaşınca gemilerini yaktırır ki, kimse geriye dönmeyi düşünmesin. Hala “gemileri yakmak” deyimini kullanıyoruz ve işte buradan gelmektedir. Tarık Bin Ziyad adını halen “Cebeli Tarık” boğazı için kullanmaktayız.

Endülüs tarihi 711-715 yılları arasında “fetihler dönemi” olarak adlandırılır. Bundan sonraki 41 yıl ise “valiler dönemi” olarak bilinir. Valiler döneminde Arap Müslümanlar dağınık biçimde yerleşmişlerdir. 756 yılında ise Endülüs Emevi Devleti  kurulmuştur. Burada Endülüslüler Doğu ve Batı arasında bir köprü oluşturmuş bunu sadece coğrafi anlamda değil, özellikle ilim anlamında gerçekleştirmişlerdir. Burada Batı’ya nakledilen kültür sadece dönemin Arap kültürü değil, Doğu’ya ait; İran,Türk,Berberi, Yahudilerin kültürlerini de taşıyan özelliktedir. Bu dönem de ayrıca antik dönem filozoflarından çevrilen eserler mevcuttur, bununla beraber Arapça olan eserlerde Latince’ye çevrilerek yüksek bir etkileşim ortamı oluşmuştur. Araplar 1492 yılında yılında İspanyol Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella’nın ordularının “reconquista” hareketi olarak bilinen Güney Avrupa’’nın yeniden İspanyollar tarafından alınması ile burada oluşan İslam medeniyeti sona ermiş oldu.

Endülüs’ü özel kılan şey ise;  döneminde Yahudi, Hristiyan, Müslüman üç farklı grubun beraber özgürlük ortamı ve bilim, düşünce, sanat adına rekabet ortamı bulmasıdır. Dünyanın bir çok bölgesinden Kurtuba, Gırnata, İşbiliye gibi şehirlere yerleşmek, burada ki düzen, temizlik, huzur ve özgürlük ortamında yaşamak  için gelenler olmuştur. Endülüs döneminde Ortaçağ’da Avrupa’da aydınlık olmuştur. Reconquista dönemi öncesi özellikle; İbn Rüşd, Musa B. Meymun, İbn Bace ve İbn Arabî bu düşünsel ortama katkıda bulunan önemli filozoflar olmuşlardır. Bu dönem filozofları Avrupa’da kendilerinden sonra gelecek Albert Magnus, Spinoza, Kant, Dante, Bacon gibi isimleri etkilemişler, dolayısıyla Avrupa’da oluşacak Rönesans ve Aydınlanma Çağı için gereken tohumları yerleştirmişlerdir.

İbn Arabî 1165 yılında Mürsiye İspanya’da doğmuştur. Sekiz yaşında iken İşbiliye’ye gelmiştir. Kendisi dönemin önemli, asker kökenli ailelerindendir. Küçük yaşlarda asker olmayı isterken zamanla görüşleri değişir ve sufizme döner. Henüz on altı, onyedi yaşında iken döneminin ünlü filozofu   İbn Rüşd ile tanışır. İbn Rüşd eserlerinde “akılcılık” konusunu her zaman ön plana taşımıştır. Karşılıklı konuşmasında ilmin sadece akılcılıkla değil, “ilham” ve “keşif” yoluyla edinilebileceğini de söyler. İbn Arabî bir çok  eseri rüya yoluyla ve uykudan hemen önceki yarı uyku denilen dönemde yazmıştır. Çok üretken bir yazar olan İbn Arabî döneminde sekiz yüz ve üzerinde eser verdiği düşünülmektedir. Bu eserlerin dört yüz, beş yüz kadarı günümüze gelmiştir. Eserleri sadece ülkemizde  değil, İngiltere, İskoçya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da halen ilgi görmektedir. Bu ülkelerde adına dernekler mevcuttur, üniversitelerde adına kürsü olup, eserleri ile ilgili özellikle Oxford Üniversitesi rutin yıllık dergi çıkarmakta, konferanslar düzenlemektedir.

İbn Arabî hayatı boyunca bir çok ülke ve şehir gezmiştir. Anadolu’da ise bir çok şehirde uzun süreli bulunmuştur. Bunlardan Malatya on yıl kaldığı için özel bir yere sahiptir. Yine uzun dönem kalması ve öğrenci yetiştirmesi ile Konya özel bir yere sahiptir. Konya’da iken öğrencisi olan Sadreddin Konevi’den devam eden geleneği halen varlığını sürdürmektedir. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet’e hocalık yapan Akşemsettin yine bu gelenekten gelmiştir. İbn Arabî Şam’da vefat etmiştir. Kendisi döneminde keskin görüşleri sebebiyle bazen “Şeyh-i  Ekber” (Şeyhlerin Şeyhi) veya bazen de “Şeyh-i Ekfer” (Kafirlerin Şeyhi) şeklinde kendisine zıt lakaplar verilmiştir. Bunun en önemli sebebi kendisinden önceki diğer Sufi/Filozoflara göre bildiklerini toplumsal gerekçelerden dolayı ifade konusunda kaçınmamasıdır. Öğretisinin en baş köşesinde “Vahdet-i Vücud” (Varlık Birliği) bulunmaktadır. Bu sebeple ağır eleştirilmiş, bazen bulunduğu şehirlerde din adamları tarafından hakkında fetvalarda çıkmıştır. Ancak Selçuklu  ve Eyyübi hanedanları tarafından saygıyla karşılanması ve zaman zaman yöneticilerine danışmanlık vermesi kurtarıcı bir durum olmuştur. Yine Şam’da hükümdar olan Muzaffereddin’in hocalığını yapması aynı şekilde kendini koruma açısından etkili konumlar olmuştur.

İbn Arabî eserleri konusunda oldukça dağınık ve sembollerle örülü bir dil kullanmıştır. Bunun çeşitli sebepleri arasında düşünce sistemine,  yazılı-sözlü ifadenin yetersiz kalması gösterilebilir. Diğer bir sebep  ise içrek konuların materyel bakış anlaşılmasının mümkün olmamasıdır. İbn Arabî eserlerinde bir çok sembol, metafor kullanmasına rağmen sık sık kullandığı semboller “Ayna, Harf, Işık” olmuştur.

İBN ARABÎ ve AYNA METAFORU

Ayna sembolü, genel ezoterik kullanımlarda gerçeklik, hakikat ve dual tarafında yalan, dalkavukluk, egosal kimlik sorunlarına işaret eder. İbn Arabî ise iki önemli eseri olan Fusüsul-Hikem ve Fütühatü’l-Mekkiye’de Tanrı-Alem ve Tanrı-İnsan ilişkisini açıklamıştır. İbn Arabî ayna sembolünü oluşturan unsurlar olan ayna, suret ve aynaya bakan kimsenin varoluş sahasındaki karşılıklarını izah etmektedir. Buna göre Tanrı;  aynaya bakan kişidir. Ayna, mümkünler; aynadaki suretler ise hissedilir alemdeki varlıklardır. Tanrı mümkünlük hazretine bakmakta, bu hazret kendi doğasına uygun biçimde Tanrı’yı veya vücudu yansıtmaktadır. Bütün aynalar karşısında aynı kişi bulunmasına rağmen, her bir ayna o kişiyi kendi özelliğine göre yansıtmaktadır. Alemdeki bütün varlıklardaki vücud tek bir hakikat olmakla beraber, her bir varlık vücudu kendi istidadına göre yansıtmaktadır.

İbn Arabî Fusüs’un en başında eserine şu temel önermelerle girer: “Hak, sayısız güzel isimleri bakımından emrin tümünü içeren –kuşatıcı bir varlıkta- isimlerini tek tek görmek ve o varlık vasıtasıyla kendi sırrının kendine görünmesini istedi. Varlık ile nitelenmiş olması sebebiyle –kendini görmek istedi- de denilebilir. Çünkü bir şeyin kendini kendisi vasıtasıyla görmesi, ayna gibi başka bir cisimde görmesine benzemez. Aynada kişi kendini, bakılan cismin yansıttığı surette görür. O yer olmadan ve kişi ona bakmadan önce, böyle bir biçim ortaya çıkamazdı. Bunun için Hak, (isimlerini ya da kendini görmek üzere) bütün alemi ruhsuz bir beden gibi yarattı”

Yine Fusüsu’l Hikem den “Doğa alemi, tek bir aynadaki suretlerdir. Hayır! Doğa alemi, farklı aynalardaki tek bir surettir. Burada bakış açısının farklılaşması sebebiyle yalnızca hayret vardır” (sf.76)

Şu halde hakikat ile kendi arasında perdeler olan kişiler, farklı farklı bakış açılarına sahip olacaklardır. Alemlerden her bir varlık Hak tecellisini yaratan bir ayna olmakla beraber cilalanıp, parlatılmış mükemmel aynalar değildir. Söz konusu ilahi tecellileri, engelsiz gören ve pürüzsüz/tertemiz bir ayna gibi en mükemmel yansıtan varlık insan-ı kamil dir. Hak ilk önce onun kalbine, sonra da onun vasıtasıyla bütün aleme zat ve isimleriyle tecelli eder. Bu durum ise; bir ayna ışığının, ona paralel duran bir aynaya yansımasına benzerdir. İbn Arabî, genel anlamda insanı, özel de ise kamil insanı; bazen kainat aynasının cilası, bazen de aynadan ayrı ama yine de evren aynasının bir prototipi niteliğinde kapsayıcı bir ayna olarak tasvir etmektedir.

Eğer Kainat aynası olmasaydı, Hak bilinemez, görünemezdi. Hak aynası olmasaydı, halk istidat ve kabiliyetlerini göremez ve bilemezdi.  İnsan ve İnsan-ı Kamil aynası olmasaydı, doğa alemi ruhsuz, cansız bir ceset gibi ölü kalırdı; insan ve insan-kamil kainatın ruhu ve aynası olmuştur; evren onunla canlanmış ve hayat bulmuştur. Ve nihayet kalp aynası olmasaydı, insanın göksel alemle irtibatı olmaz, ruhsal bilgi ve hikmetten yoksun kalırdı.

İbn Arabî,  Futuhat-ı Mekkiye eserinde şöyle demiştir:

“Sen bilir isen kendini, O’da bilir kendini…

Sen tanır isen Nefsini, O’da tanır Nefsini…

O vakit Arif olursun, Hak Makamına ulaşırsın.

Alemler görünür, bütünleşir Ayn’ında,

Olur Tek Alem

Hak gözünden seyr eylersin Cümle Alemi…

Birsen SUNGURAY

 

Kaynaklar:

Tahir ULUÇ – ” İbn Arabî’de Sembolizm”

Kevser YEŞİLTAŞ -“Arif İçin Din Yoktur”

Ahmet Ögke – “İbnü’l Arabî’nin Fusüsu’l Hikem’inde Ayna Metaforu”  (İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, makale)

Claude Addas – “Dönüşü Olmayan Yolculuk”

Başak Burcu Yeniayı

 

Merhabalar Dostlarım,
9.9.2018 akşam 21.01 itibariyle Başak burcu’da 17. derecede yeniay doğacaktır. Bu kadar çok dokuz rakamı sözkonusu olunca, şöyle bir geriye dönük notlarımı taradım.
Onur Güven Hoca’dan numeroloji dersleri içinde 9 rakamı  için “Verimlilik” konusunda dikkat çekmiş.
Başak burcu ise zaten adeta “verimlilik” için yaşadığından konuya numeroloji olarak da benzer mesajlar veriyor.
Yeniay 5. ev sonu ve 6. ev girişi gerçekleşecek olduğundan iki ev ve aksları baz alabiliriz. Bu alanlar risk aldığımız konular, gençler, eğlence yerleri, sağlık ile ilgili tüm konular, çalışma hayatımız, beslenme alışkanlıkları, hayvanlar ile ilgili konular, spor yapma, temizlik konuları önemli olacaktır. Yeniay yöneticisi Merkür yine Başak Burcunda olduğu için güçlü bir konumda ve Pallas ile kavuşuyor. Pallas tüm bu konuların stratejik öneme sahip olduğunu ve zekayı kullanma gerektirdiği, yeni düzenleme ve analitik bakış açısını vurguluyor.
Yeniay yükseleni Boğa Burcu’nda olduğu için maddi, manevi değerleri ön plana taşıyacaktır. Yani başta para, varlık içeren tüm konular gündem olarak baş köşede bulunuyorlar. Asc yöneticisi Venüs gezegeni Akrep’te olduğu için spekülatif para, banka, sigorta işleri, kara para konusuna işaret etmektedir. Karşıt açı yaptığı Asc ile kavuşan Uranüs gezegeni aynı zamanda Pars Fortune ile de kavuşarak şimdiye kadar var olan düzene sıra dışı, radikal çözümler gerektiğini gösteriyor. Bu karşıtlığın Mars ile T karesi olduğundan mücadele isteyen konular olduğu görülmektedir. Uranüs, Merkür, Satürn arasında bulunan büyük toprak üçgeni; yeni yapısal değişiklikler, mantıklı, halka inecek, üst zekayı çalıştıracak yöntemlerin hayata geçirilmesine vurgu yapıyor. Ayrıca eklemek istiyorum ki; Uranüs söz konusu olduğunda pazarlık payı olmuyor.
Neptün ve Yeniay karşıtlığı, konsantrasyon bozukluğu, hayal kurmak, zihinsel bulanıklık, teslimiyet, kurban psikolojisi gibi bize düşük formlar dayatabilir. Bunu dengeli su içme, ayakkabılarımızı çıkararak kendimizi topraklama yaparak yada topraklama meditasyonları ile aşabiliriz. Ayrıca konsantre olamıyorum diyenler yine Trataka egzersizleri gibi konsantrasyon egzersizleri yapabilirler.
Yeniay ve Başak burcu, başlatma enerjisi verdiğinden; hayatımızda somut ürettiğimiz değerler, Çalışkan ve analitik olmamız, Detayları görebilmek, Başımıza gelen konuları titiz şekilde ele alabilmek, fiziksel, duygusal ve zihinsel boyutta temiz kalabilmek, beslenme alışkanlıklarımız anahtar konu başlıkları olarak bahsedebiliriz. Yeniay ile akşam saatlerinde niyette bulunmak, dua, olumlama yapmak için uygun zamanlama olacaktır. Ayrıca bu dönemde okullar açılacağı için ihtiyacı olan öğrenciler için yardımda bulunmak ve sokaklarda bulunan canlılar için yardım etmek iyi olabilir. Evrenin içinde bulunan bir alma, verme dengesi var ki, buna bizlerin de tabii olduğunu ve sonsuz taleplerin ölçüsünün liyakat olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Her daim “Sevgiyle kalın”

Birsen SUNGURAY

Başak yeniayı için uygun olduğunu düşündüğümden “Dingin Savaşçı” filminden bir sahne atıyorum, vaktiniz varsa tamamını da izleyebilirsiniz…

 

Balık Burcunda Dolunay

“Bir kum tanesinde dünyayı gör ve kır çiçeğinde cenneti; sonsuzluğu avucunun içine al ve onu bir ana sığdır.” 

William Blake

Merhabalar Dostlar,
26 Ağustos 2018 saat 14:56 itibariyle 3 derece Balık Burcunda bir dolunay yaşayacağız. Dolunay haritasında sabit yıldızlar önemli kavuşumlara sahip olduğundan kadersel vurgular gözleyebileceğimiz durum ve olaylarla karşı karşıya gelebiliriz. Özellikle beklenmedik bitiş, vazgeçişler görebiliriz bu dönemde…
Ankara üzerinden bakabileceğimiz dolunay haritasında çok güzel bir uçurtma kalıbı mevcut. Uçurtmayı uçurmak için Satürn disiplin, sabrı ve Uranüs’ün sıradışı zekasını bir arada kullanmak gerekiyor. Bunu yapabildiğimiz takdirde Başak ve Balık aksını da olumlu kullanabiliriz.
Dolunay haritada 3. Evde gerçekleşecek olduğundan 3 ve 9. ev aksını harekete geçiriyor. Bu hatta iletişim, ulaşım, ticaret, eğitim, üniversiteler, yabancı ülkeler başta olmak üzere gündem oluşturabilir. Dolunay haritasında yükselen Yay burcunda olduğu için yine üniversiteler, din, felsefe, yabancı ülkeler ile ilgili konular ön plana gelebilir.
Haritada bulunan büyük toprak üçgeni daha önce düşünülen, emek sarf edilen konuların nihayete ereceğini ve hasat zamanının geldiğine işaret etmektedir. Bu bağlamda toprak burçları olan oğlak, boğa, başak burçları ilk derecelerinde kişisel gezegenleri olanlar bu dolunaydan güzel sonuçlar alabilirler tabii liyakati ölçüsünde…
Yükselen yöneticisi ve harita yöneticisi olan Jüpiter 11. Evde ve Akrep kıstırılmış burç olarak kaldığından, bizlere servis edilen bilgiler ve gerçekte olan arka plan arasında büyük farklar olacaktır.
Dolunay Pers kraliyet yıldızlarından ve Güney’in koruyucusu Fomalhaut ile birleştiği için mistik, ruhsal etkiler, kolektif bilince bağlanma, 6.histe yükselme, ilham yağması, dizi dizi rüya görme olabilir. Şaşırmayın yani…
Dolunayın sonlandırma etkisi ile hayatımızda kurban ve mağdur olduğumuz konuları görmek, sonlandırmak mümkün olabilir. Bunun dışında bağımlı olduğumuz, bırakmamız gereken durumlar için dolunay uygun zaman sunuyor. Ancak su ve su ile gelebilecek tehlikelere karşı tedbirli olunması iyi olabilir. Yine bu dönemde kandırma, dolandırıcılık pik yapabilir, aklımızın bir kenarında tutarsak fena olmaz. Dolunay su elementini vurgulu hâle getirdiği için vücudumuzda ödem açısından ve ayak sağlığımız açısından sorun yaratabilir. Biberiye çayı ve yeşim taşı kullanabiliriz, kendimize özen göstermeyi unutmayalım.
Son olarak yükselen ile kavuşan sabit yıldız Grafias’tan bahsetmek istiyorum. Grafias Kabalistik kaynaklarda 16th Trump “the lightning struck tower” ile bağdaştırılmış. Tarot desteğinde yıkılan kule kartı karşılığı oluyor. Bu kartta çok sağlam, değişmez dediğimiz yapılar saldırıya uğruyor ve değişimler kaçınılmaz hale geliyor.

Her daim sevgiyle kalın

Sakıncalı Astrolog
Birsen SUNGURAY

 

ARİANDE

Angelica Kauffman (1774)

ARİANDE

Merhabalar Dostlar,
Theseus mitolojinin çok bilinen kahramanlarından biridir. Fransız yazar Andre Gide Theseus mitini aynı zamanda çok güzel bir romana dönüştürmüştür. Okurken her ne kadar Theseus’a hayran kalsak da, aynı ölçüde kızmamız da muhtemeldir. Ancak Theseus belirttiğim üzere bir kahraman mitidir. Kahramanlar miti daha çok Mars ve Koç enerjisi ile alakalıdır. Bir kahraman için giriş, gelişme, sonuç süreci söz konusu değildir. Sadece giriş, başlangıçlar vardır. Zaten dedikleri şekilde “sonunu düşünen kahraman olamaz” ne de olsa… Tamamen eylemseldir.
Theseus yarı insan, yarı boğa olan Minator ile savaşmak için bir labirente gönüllü girer. Hepimizin içinde tam insan olamamış hayvansı yönler mevcuttur. İnsanlar ise böyle yönleri ile asla karşılaşmak istemez. Onları zihinsel, duygusal labirentler ile korumaya alırlar. Kahraman kendi kusurları ile karşılaşacak güce, cesarete sahip olandır öncelikle …
Theseus’a yardım yine “sevgi” yoluyla gelir. Girit Kralı’nın güzel kızı Ariande ona bir ipucu verir ve labirentten çıkmasına, Minator’u yenmesine yardımcı olur. Sevgi bir çok kişi için statik, durağan bir kavram gibi görülebilir. Ancak eminim hepimiz “sevginin gücünü” hayatımızda hissediyor olduğumuz zamanlar olmuştur. Yersel ve Göksel Aşkın bağı nerdeyse imkansız görüneni kolaya bağlar.
Ariande sevdiği yardım ettiği Theseus’la beraber Girit’ten ayrılır. Bu arada, bu kadar meşguliyete rağmen Theseus Ariande’nin küçük yaştaki kız kardeşinden hoşlanmaktadır. Ona da bir oğlan kıyafeti giydirerek gemiye bindirir. Yolda Ariande’yi Naksos adasında terk eder. Burda ne yapacağını bilemez halde olan Ariande ağlamaya başlar. Sesini duyan Dionysos onu merak eder. Uzun sarı saçlı, mor elbiseli bu güzel kıza görür görmez aşık olur. Dionysos, Ariande’yi o kadar çok sever ki, onunla evlenerek onu Olimpos Tanrılar katına çıkarır. Ona 9 mücevherden oluşan bir Taç takar. Bu taç gökyüzünde Corona Borealis veya Kuzey Taç takım yıldızıdır.
Bu arada Theseus’un hikâyesinin devamını size bırakıyorum. Hayatlarımızda; iyi/kötü, güzel/ çirkin tüm düşüncelerimiz ve tabii yaptığımız, ettiğimiz her şeyin bir karşılığı mevcuttur. Ne emekler, ne hainlik hiç bir şey boşa gitmiyor.
Sevgi her daim yol göstericimiz olsun. Umutlarımızı koruyup gördüğümüz ve görmediğimiz tüm planlarda muhteşem bir ahengin parçaları olduğumuzu unutmayalım.

“Kaybettiklerimiz kurtulduklarımızdır belki de…”

Birsen SUNGURAY

11 Ağustos Aslan Burcunda Güneş Tutulması

Merhabalar Dostlarım,
11 ağustos cumartesi saat 12:58 de Aslan burcunda Güneş tutulması gerçekleşecektir. Ankara üzerinden bakabileceğimiz haritada yükselen Akrep vurgusu dolayısıyla manüplatif durumlar, arka planda gerçekleşen durumlar, bankacılık, sigorta konuları ön plana taşınacaktır. Güneş tutulması haritada, Mc ile birleştiği ve yöneticisi olan burçta gerçekleştiği için çok güçlü etkiler gösterecektir. Tutulma ile kare açı yapan Jüpiter, tutulmaya ait konuları özellikle olumsuz şekilde büyütmektedir. Mc ve Aslan konuları açısından bakarsak; yönetim, idare, statü, ün, sahne konuları yeniay sebebiyle büyüyecektir. Özellikle sabit burçlarda gezegenleri olanlar tutulmada en çok etkileri alacaklardır.
Güneş tutulması ile birleşen Pallas ise bize çok özel mesajlar vermektedir. Pallas’ın temsil ettiği değerler itibariyle kadın figürleri önemli hale getirmektedir ve gerçekte kazanılan savaşların zeka,strateji nedenli olduğunu göstermektedir. Aslan’da 18 derecede gerçekleşecek tutulma yaptığı açılar sebepli, Oğlak Pluton ve Balık Neptün ile yod kalıbı ile birbirine bağlanmıştır. Bu kalıp aslında “Tanrının parmağı” olarak da biliniyor. Özellikle herhangi bir şekilde çözüm seçenekleri, potansiyelleri olmayan zamanlarda gerçekleşen ilahi müdaheleler olarak açıklayabilirim sanırım… Pluton Oğlak değerleri açısından bakarsak; sakin,çalışkan,planlı,sabırlı olmayı öğreneceğiz. Sağlam basmak, aza kanaat etmek, sadeleşmek, somut değerler üretmek önemli olacaktır ve mutlaka bu değerlerle dönüşeceğiz. Diğer taraftan, Balık burcunda Neptün merhametli,vicdanlı,yaratıcı olmayı, manevi değerlerimizi daha yüksek erdemlerle buluşturmayı öğütlüyor. Bu konularda var olan düşük değerler ise zaman içinde sorgulanma ve erime şeklinde değişimler yaratabilir. Puton ve Neptün açıları ile, ana odakta Tutulmayı ve Pallas kavuşumunu da alarak; zeka, barış, strateji, yaratıcılık, sanat, eril-dişi dengesi, kendini yönetmek, kendini adam etmek tutulma harita mesajı olarak çok önemli görünmektedir.
Tüm tutulmalar, kadersel başlangıç ve bitişlerin tohumlarını bünyesinde taşır. Ancak tüm bu kadersel vurgular, aynı zamanda bireysel ve kitlesel olarak bizlerin şimdiye kadar ki, düşünce ve eylemlerimizin sonucudur. Tutulma haritasında bir çok gezegen retro pozisyonda yani içsel olarak çalışmaktadır. Bunu göz önüne alarak kendi hayatımızda hangi değerlere sahip olduğumuz ve bu değerlerin ne kadar gelip geçici olduğu ya da olmadığı önem arz etmekte… Önemli bir başka soru ise sahip olduğumuzu zannettiğimiz, aslında bize sahip olan, enerjimizi çeken her türlü fazlalıkların neler olduğu olabilir (Eşyalar, zihinsel formlar, tabular, eylemlerimiz, insanlar vb.)
Güneş tutulması, aynı zamanda yeniay olduğu için hem özeleştiri durağı olacak hem de kim olduğumuz, gerçekte neler istediğimiz adına bize yanıtlar sunacaktır. Tutulma haritasında bulunan retro gezegenler şu dönemde bizlere içsel büyüme fırsatları, içsel konuşmalar, rüyalar verebilirler. Bunlar mutlaka kafamızda ve kalbimizde bizleri meşgul eden hasarları ortadan kaldırmak ve yenilenmek adına olacaktır.

Sevgi ve güzellikle kalın

Sakıncalı Astrolog
Birsen Sunguray

Kova Burcunda Ay Tutulması

Merhabalar Dostlarım,
27 Temmuz akşamı yüzyılın en uzun Ay tutulmasına şahit olacağız. Kadersel günlerden geçiyoruz, tarih yazılırken biz de bizzat içindeyiz. Dilerim en iyi şekilde rolümüzü oynuyoruz ve başımızı dik taşıyabilecek temiz ruha sahibiz. Ay tutulması Türkiye’den de izlenebilecek, bu aynı zamanda izlenebilen ülkeleri daha fazla etkilediği için önemli oluyor. Aslında tutulma etkilerini çok önceden fazlasıyla hissetmeye başladık. Ben sadece tutulma haritası yorumuyla değil, aynı zamanda kolektifin duygularına az biraz tercüman olmaya çalışacağım. Ay tutulması, bilindiği üzere Ay ve Güneş karşıtlığı ile oluşuyor. Her ay tutulması aynı zamanda dolunay olduğu için tutulma ile hacim ve çoşkunluk yükselişi oluyor. Tolerans, tahammül, hoşgörü ise düşük oluyor. Ay tutulması ve dolunay arasındaki etki farkına bakarsak, tutulma daha şiddetli ve etki süresi ise çok daha uzun oluyor. Bu ay tutulması için etki olarak 3, 4 aylık süre söylenebilir ancak ay düğümleri kavuşuyor olması önemlidir. Yani hem bireysel hem toplumsal hayatlarımızda bir çok yeni başlangıç ve bitişler getirecektir. Ay düğümleri kasım ayında Yengeç, Oğlak hattına değişeceği için ruhsal gelişimimiz adına bir dönemi kapatan bir tutulma söz konusu… Yani amiyene tabirle; “dün yenilen hurmalar” konularının sıkça ortaya döküleceği günler bizi
bekliyor.

Tutulma haritasında, Kova’da 4. derecede Ay ve Mars kavuştuğu için, Mars sembolikleri mutlaka yükseliyor. Bunlar; Erkek figürler, Lider kayıpları, şiddet, öfke, askeri hareketlilik, yangın, kaza, kesici maddeler ile ilgili konular başta sayılabilir. Mars halen retro olduğu için tüm bu konular aynı zamanda pasif çalışabilir. Tutulma haritasında bir çok gezegen retro konumda, bu bağlamda toplumsal olarak karmik birikmişlikler de yine söz konusu oluyor. Başımıza gelenler, her ne olursa olsun bizim ruhsal gelişimimiz için önemlidir. Üzülmek, şiddete şiddetle karşı gelmek daha da vahimi zor durumda olanların (kim olursa olsun) durumuna sevinmek, evrilemeyen insanlığımız içinde, kişinin en çok kendi ruhsal planına zarar verdiğini hatırlatmak gerekiyor. Bu Marsiyen tutulma da yükselenin de Koç’ta olması Mars semboliklerini yine ön plana taşıyacak, şiddetini de artıracaktır. Harita konusunda Mars kavuşumlu Ay ve Güneş karşıtlığına kare yaparak T kare oluşturan Uranüs gergin bir enerji oluşturuyor. Hayatımızda olacak tüm aksiyonların ani ve beklenmedik şekilde oluşacağı söylenebilir. Aslan’da bulunan Güneş ile kavuşan Varuna “su” ve “hava” konusunda etkiler verebilir. Uranüs ve Mars açıları ile havacılık sektörü açısından hassas zamanlar veriyor. Aynı şekilde “su” ile ilgili aşırı yağış ya da denizcilik alanında zorluklar veriyor. Harita da önemli konumları sebebiyle sağlık açısından; Kafa, baş bölgesi, kalp, bacaklar hassas olacaktır. Bu açıdan sorunu olanların Ay tutulması sonrası kontrol ve tedavilerini mutlaka yaptırmalarını hatırlatmak isterim.

Çok sevdiğim Eric Hoffer’dan bir sözle bitirelim “Kusursuz bir karınca, kusursuz bir arı vardır ama insan daima tamamlanmamış durumdadır. Hem hayvan olarak, hem de insan olarak tamamlanmamıştır. İşte insanı diğer canlılardan ayıran da bu çaresiz tamamlanmamışlıktır. Çünkü insan kendini tamamlama girişimiyle bir yaratıcıya dönüşür”

Sevgiyle ve güzellikle kalın

Sakıncalı Astrolog

Birsen SUNGURAY

Yengeç Burcunda Güneş Tutulması

Merhabalar Dostlar,

Yarın 13 temmuz Cuma, çok önemli bir gökyüzü olayı gerçekleşiyor. Sabah 5:47’de parçalı güneş tutulmasına şahit olacağız.Güneş tutulmaları aynı zamanda “yeniay” dır. Tam, kısmi ve parçalı olarak oluşabilirler. Yorum bazında ise; göksel tema olarak “idrak” üzerine bazı farklarla enerjiler içerdiğini söyleyebilirim.

Ankara üzerinden değerlendirebileceğimiz tutulma haritasında, yeniay 20 derece ile Yengeç’te doğmaktadır. Öncü burç olması ve tutulmanın yükselen yakınlığı sebebiyle hızlı etkiler göstereceğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda; Oğlak, Terazi, Koç burçlarında ve 20’li derecelerinde gezegenleri olanlar hayatlarında çeşitli değişiklikler görebilirler. Tabii bu aksiyonlar, herkesin kendi haritasına özel detay, senaryolar içerecektir. Tutulma haritasında, yeniay ve güneş kavuşumu ile 20 derece Oğlak’ta bulunan Pluton karşıtlığı sebebiyle; ya dönüşeceğiz ya da dönüşeceğiz, kaçış yok yani…
Güneş tutulması, yükselen yakınlığı nedeniyle Yengeç temalarını güçlü şekilde hissettirecektir. Bu temaları ; Güvenlik, ülke, vatan, aile, kökler, beslenme,barınma, korunma şeklinde özetleyebiliriz. Tutulma haritası yaklaşık 2-3 ay boyunca etkinliğini koruyacak gelişmeler verecektir.

Haritanın en özel yan ise sabit yıldızlardan 20 derecede bulunan Castor ile tutulmanın kavuşması ve yükselenle 23 derecede bulunan Pollux’un kavuşmasıdır. Sabit yıldızlar kavuşumları ile kadersel etkiler yaratır. Olmaz dediğimiz konuları, oldururlar. Mitoloji de; Castor ve Pollux kardeştirler ancak Castor ölümlü, Pollux ise ölümsüzdür. Bir gün Castor, kuzeni İdas’la bir sığır sürüsü paylaşımı üzerine tartışır. Hile ile sürünün tamamını almak isteyen kuzen İdas, Castor’u öldürür. Buna çok üzülen Pollux, babası Zeus’a giderek kendisini de öldürmesi için yalvarır. Zeus kardeşlere çok acır ve onlara bir gün yeraltında, bir gün gökyüzünde yaşamaları şartıyla ölümsüzlük verir. O zamandan beri kardeşler özellikle kaybolan, fırtına içinde kalan denizcilere yardım ederler.
Hayatımızın en temel yasalarından biri “dualite” dir. Castor ve Pollux’da bu mitolojik hikayesinde, dual yanlarımıza atıfta bulunmaktadır. Castor kişilik planımızda; materyelle uğraşmakta, mal pazarlığı yapmakta, ilişkiler, adaletsizlikle yıpranmakta hatta bazen ölmekte… Pollux ise ruhsal planımızda işleyen konuları, kutsalla olan bağımızı göstermektedir. Güneş tutulmasında aktif olan bu iki sabit yıldızın tıpkı hikayesinde olduğu gibi semboliklerini çalıştıracağını düşünüyorum. Yeniay sonrası hepimizi kadersel başlangıç ve bitişler beklemekte…

Sevgiyle kalın

Sakıncalı Astrolog

Birsen Sunguray

Fellah

“Her yerde olan bu garip ağaçlar ne işe yarıyor?”

Amerikan iç savaşının başlaması ile birlikte İngilizler çok ciddi bir problemle karşı karşıya olduklarını fark ettiler. Dünya tekstil piyasasının neredeyse tamamı onların elindeydi, fakat esas sorun dünyanın birincil pamuk tedarikçisinin Amerika olmasıydı. Eh, ne zaman biteceği belli olmayan bir iç savaş İngilizlerin uzun vadedeki karını ve hegemonyasını darmadağın edecekti. Üretim tesisleri duracak, yatırımlar boşa gidecekti. zira pamuk olmadığında tekstilden bahsedilemezdi.

İç savaş uzadıkça pamuk tedariki azaldı ve haliyle İngilizler büyük bir şevkle dünyada pamuk tarımı yapılacak diğer arazileri araştırmaya başladılar. Dönemin şartları içerisinde pamuk üretimi ziyadesiyle hassas birtakım iklim ve su koşullarını gerektiriyordu.

İngilizler Çukurova’yı keşfettiler.

İngiliz temsilciler Sultan Abdülaziz’e konuyu açtıklarında Abdülaziz yekten kabul etti. Zira pamuk üretiminin ekonomik getirisi fevkaladeydi. İngilizler derslerine iyi çalışmışlar, Çukurova’yı derinlemesine tetkik etmişlerdi.

Arazi pamuk üretmeye uygundu, fakat üç büyük sorun vardı:

– Çukurova bataklıktı
– Çukurova’da tarım yapacak nüfus yoktu
– Osmanlı sınırlarında pamuk üretimini bilen kimse yoktu

İngilizler bataklık problemini ve pamuk üretimini bilen insan teminini çözebileceklerine söz verdiler, fakat tarım yapacak nüfus probleminin çözümünü Abdülaziz’e bıraktılar. Abdülaziz ve şürekası -muhtemelen İngilizlerin verdiği ipucuyla- fevkalade bir çözüm buldu:

Yörükler -gerekirse kuvvet marifetiyle- iskan edilerek ovaya indirilecekti. Hızlıca ferman çıkarıldı, Derviş Paşa komutasındaki dördüncü ordu gemilerle uğurlandı. Paşanın görevi basitti. İki bin yıldan fazla süredir yazın dağlara çıkıp, kışın eteklere inen ve hayvancılık yaparak geçinen konar göçer yörükler ovaya indirilecek.

Derviş paşa nispetle makul bir adamdı. O yüzden evveliyatında yörükleri ikna etmeye çalıştı. Aşiret reisleriyle toplantılar tertip edildi. Gerekçeler söylendi. Fakat yörüklerin cevabı olumsuzdu. Devlete bir ziyanları dokunmamıştı ancak şimdi koca bir ordu buraya tehditkarca gönderilmişti; gururları incitilmişti.

Savaş başladı. Dadaloğlu “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir!” dedi. Gururlu insanlardı; ruhları şad oldu. Çatışmalar 9 ay sürdü. Binlerce insan kılıçtan geçirildi.

Kozan, Kadirli, İslahiye, Yüreğir, Ceyhan gibi kazalar ve çok sayıda kasabalar kuruldu. Bataklığın, sineğin içinde yaşamaya mahkum edilen Yörükler etraflarına baktıklarında garip ağaçların tüm ovaya dikildiğini gördüler. daha önceden tanımadıkları, meyve vermeyen, ne işe yaradığını anlayamadıkları bu tropik ağaçlara garip şeklinden ve telaffuz etmekte zorlandıkları adından dolayı “Gariptos” dediler.

İngilizler sözlerini tutuyordu; dünya üzerinde suyu en çok seven ağaçlardan olan okaliptüs ağacını on binlerce sayıda olmak üzere tüm Çukurova’ya dikmişlerdi. Akabinde Mısır’dan binlerce yıllık tarım tecrübesi olan çiftçiyi Adana’ya getirerek Yörüklere tarımı öğrettiler. Adana’da halen var olan yoğun Arap nüfusunun kaynağı bu çiftçilerdir. İlk getirildiklerine “siz neden buradasınız?” diye soran Yörüklere hepsi aynı cevabı vermiştir: “Fellah”. Arapça’da “çiftçi” anlamına gelen bu sözcük Yörükler tarafından benimsenmiştir. Hala, bu gün dahi Çukurova’daki Arap soylarına fellah denir.

Muzaffer İzgü’nün Adanası

muzaffer-izgu

Adana büyüdü, büyüdü, gitti Tellidere’ye, Kurttepe’ye. Oysa benim çocukluğumda Adana, tren istasyonunda biterdi. Ondan sonrası, bağlar, bahçeler… Karşıyaka mı ( Ötegeçe ), o da Devlet Hastanesi’nin orda biterdi.

Benim anılarım o Adana!da kaldı.

“Allahının horozuna kravat takayım’’ derlerdi Adana’da. Takarlardı da. Söylendiğine göre çok eskiden bir Süslü Cumali varmış Adana’da, şimdi Hürriyet, eski adı Karalar Mahallesi olan mahallede. Bu Cumali öyle severmiş ki horozunu, onu da süslermiş, biryantinler sürermiş tüylerine horozu güzel görünsün diye, ibriğine aşı boyası çalarmış, pelerin giydirirmiş bazen horozuna, ayaklarına tozluk geçirirmiş zehir yeşili ipekten. Ne olmuşsa olmuş, bir gün de kravat takıvermiş horozunun boğazına Cumali.

Gülmeyi, espriyi severdi Adanalı.

Kim bilir, belki de gülünsün diye horozunu süslüyordu öyle Cumali. Kale kapısı’nın Hayte Emmi’si öleli yıllar oldu, ama ondan kalma sövme sürer giderdi Adana’da. Her zaman bir sövücü bulunurdu Adana’da, hem de parayla. Verirsin parayı, şaka olsun diye gider istediğin kişiye söver. Dayak yiyecekmiş, kovalanacakmış hiç önemli değil. İstersen zort da çektirirsin. O denli zort ustaları vardı ki Adana’da sağ elini düdük yapıp koydu mu ağzına, başladı mıydı nağmeli nağmeli zortunu çekmeye, başlar bir anda dönüverir, sanki çok duygusal bir ezgiymiş gibi dinlenirdi zort. Ondan sonra da sorulurdu, ‘’ Bu zort kime?’’ diye. Birinedir. Az sonra anlaşılır, dudaklar yayılır, gülümseme başlar. Zort çekilen mi, o da güler çünkü şakayı kaldıracak denli kendine güvenlidir.

O zamanlar soğutan klimalar ne arar ki?

Öyle de sıcaktır ki Adana yaz günlerinde, sıcak, yalım yalım fırın kapağından gelir gibi yalar geçer insanın yüzünü. Ama Adanalı şikayet etmez sıcaktan. Yeter ki soğuk olmasın. Sıcaklık kışın on derecenin altına düştü müydü, uf amana başlar adanalı “Dondum anam dondum. Ne lan bu soğuk?’’ Soğuk konuşulurdu da, sıcak konuşulmazdı Adana’da, sanki sıcak kentin bir parçasıymış gibi. Varsıllar yazın Bürücek, Tekir yaylalarına çıkarlardı, yoksullar da damlara. Ne denli çok kırık çıkık olayı olurdu. Çatısının üzerine çaktığı oluklu çinkonun üzerine, hiçbir yanında koruma duvarı olmayan damına serdi miydi döşeğini, uf püfür püfür… Eh bir de uyku arasında canı su istedi miydi, ya da bir yanından öteki yanına dönerken kendini kocaman bir yatağın içinde sandığı anda, kendini damdan aşağıda bulurdu. Olsun. Adanalı kırığa çıkığa razı. Evlerin içi sanki cehennem… Ya dam, sanki yayla. Bir de cibinlik uydurdu muydu üzerine, sivrisineklerin hepsi aç kalır. Geceleri o incecik cibinliğin içine bile girerdi kebap kokusu. Ne sabahın dokuzu, ne gecenin biri mutlaka bir köşe başında gezgin kebapçı olurdu. Sıcaktan bunalıp Adana’yı dört dönen, yazlık sinemadan çıkıp karnı acıkan, gezgin kebapçının önünde tünerdi. İki şiş mi, üç şiş mi, tike mi, kıyma mı yoksa ciğer mi, canının istediğini dürüm yaptırıp yerdi.

Yemesini sever Adanalı.

Şarap da olurdu bu gezgin kebapçılarda. Arabanın bir yanında beş on litrelik musluklu bir teneke asılıdır. Bekçiye, polise, dikkat edip kebabı yiyen oradan sabunu alır, musluğu açar, elini yıkar. Varsın öyle olsun. Bilen bilir, haydi bir ısırık dürümden acılı acılı, ondan sonra çömel, aç musluğunu tenekenin, ama önce sağa sola iyi bak, bekçi falan var mı diye, ondan sonra dik şarabını kafaya. Kebapçıyla sonradan hesaplaşması çok kolay. “Kaç kez elini yıkadın ağam?’’ “Üç kez”. Sökül o zaman üç bardak şarap parasını, tut evin yolunu. O gençlik yıllarımda, o gezgin kebapçılarda içtiğim sinekli şarapların tadını bir daha hiç alamadım…. O sarı musluktan nazlı nazlı akan, kan kırmızısı şaraplar ne güzeldi.

Ya o Adana’nın göbeğindeki, Kalekapısı’ndaki işçi pazarı…. Doğu Anadolu’dan, Güneydoğu Anadolu’dan gelen kadınlı erkekli işçiler… Dizilirlerdi yolun kıyısına. Ağanın adamı elçi bir bir seçerdi bu işçileri. Sağlam mı, çürük mü diye dişlerine bile bakardı. Yalvarırdı işçiler, “Beni de beni de’’ diye. Ama elçiye dayanıklı adam gerekliydi, çünkü ağası öyle buyurmuştu. Kadın seçilir, kocası seçilmezdi. Adam ezik, buruk, elçiden bir uyarı, “Hadi lan dellek ağlama, sen de alaçıkta çocuk bakarsın’’.

Külhanbeylerin de köküne kıran girdi. Nerde o eski Adaba külhanbeyleri, İzo’lar, Çocuk Yasinler, Sırrılar, Asvalt Rızalar, Garagaturlar…. Öyle bir yürürlerdi ki ceketi omuza atıp, böyle kollar iki yana açılmış, kolu kıvıramaz, çünkü kocaman bıçağı zulasında tutuyor. Parmaklar açık ki, sanki bir anda insanı tutup öfeleyecek. Göğüs, köşker göğsü gibi öne fırlamış…. Külhanbeyi önde, iboları arkada Atatürk Caddesi’nde tur atıyorlar. Selam dur, külhanbeyi geçiyor. Külhanbeyinin keyfi bilir, kiminin selamını alır, kiminin almaz. En iyisi, yolunu değiştir, geç karşı kaldırıma.

Ya şalgam tutkusu.

Her gün bir bardak şalgam suyu içmezse Adanalının işi rast gitmezdi. Öyle suyu lık lık içmez. Şalgamcıya şalgamını ısmarlarken, “Deneli olsun ağam’’ der. Şalgamcı önce bardağın içini kara havuçlarla doldurur. Üstünü de şalgam suyuyla tamamlar. Çiğne havucu, iç şalgam suyunu, her derde deva, sindirime, kan dolaşımına, kabızlığa, felce birebirdir.

Ne çok sever Adanalı gülü.

Bir gül kentiydi Adana. Ama sarı gül. Mayıs ayı değil, nisan ayıdır gül ayı. Bazı deli güller marttan açar. Her evin avlusunda tenekeler içinde sarı güller vardır. Bu gül tutkusundan mıdır Adanalı “Gülüm’’ der birbirine seslenirken…

Ya o “Lan efendi’’ söylemi.

Öyle derdi Adanalı, İster vali olsun, ister en büyük müdür, “lan efendi müdür bey, benim sana arz edecek bir derdim var’’ diye başlardı… Oradaki Efendi sözcüğü saygıydı belli, ya o lan? Lan da mutlaka içtenliğiydi, kendine çok yakın gördüğü içindi.

O Adana’yı çocukluğumun Adana’sını çok özlüyorum.

MUZAFFER İZGÜ