Akıllısın…İşine Yarıyor mu Bari?

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN EDWARD  İYİ Kİ VARSIN

18 Ağustos Edward Norton’ın yaş günüymüş. Bunu fark edince ve de  en sevdiğim, favori oyunculardan biri olması nedeniyle bir yazı yazmaya karar verdim. Bir çok filmini izlediğim Edward Norton’ın , bu filmleri hakkında duygu düşüncelerimi paylaşarak, ben de bir nevi zamanda yolculuk yapmayı planlıyorum :)  Sanırım sizlerde sevdiğiniz bir şarkı ya da filmle bunu yapıyorsunuz değil mi?

Edward Norton ilk önemli başrolünde Primal Fear’de oynamıştı.(1996)  Açıkcası filmi izleyen herkes iyi oyunculuğu konusunda hem fikir olmuştu. (ben hariç) Öncelikle bu filmin çok güzel bir müziği vardır. Bence mutlaka dinlemelisiniz. Bu film  “Özel Bir Kadın” filminden sonra Richard Gere’in adeta karizmasını  sergilemek amaçlı bir filmdi. Film de Norton, Gere’i çok fena  şekilde kandırıyordu. Aslında senaryo da ki bu mevzu ise biraz “Olağan Şüpheliler” filmi ile benzerlikler gösteriyor.

https://www.youtube.com/watch?v=UzWeU7_V2KY

Bu film sonrasında Edward Norton’ı  Rounders  yada Türkçeye “Tutku ağı” ismiyle çevrilen filminde izledim. Bu filmde Matt Damon yetenekli (Can Dostum etkisi sürüyordu hala) ama eskiden kumara filan karışmış tövbeli iyi çocuğu oynuyordu. Edward Norton ise ona bol sorun, aksiyon yaratan kötü çocuğu. Bu ikili karşılıklı tam bir yin&yang dengesi kurmuşlardı. Karşılıklı oyunları özellikle beraber oynadıkları sahnelerde çok iyiydi. Aslında ortakla oynama konusunda Matt Damon iyidir. Can Dostum filminde ki oscarını oyunculuk değil, Ben Affleck’le beraber senaristlik üzerine almıştı.

”poker masasında ilk yarım saatte yolunacak enayinin kim olduğunu anlayamazsanız, o enayi sizsiniz demektir.”

Ve işte budur dedirten flm; “American History X” Türkçeye “Geçmişin Gölgesinde” adıyla çevrildi.

Aslında film ırkçılık karşıtı bir film ( bu sinemanın klişe bir konusu gibi gelse de) Irkçılığı özellikle bazen aşırı  şiddet sahneleriyle bu konuya romantik bakanlara;  insanlık dışına çıkmayı veya etme-bulma dengesi ,  dostluk  gibi kavramları sorgulatmıştır. Gerçekten  film çok başarılıdır ama en çok bu başarıyı  başrol oyuncusu Edward Norton’ın  üst düzey performansına borçludur.

https://www.youtube.com/watch?v=XfQYHqsiN5g

Evet sırada “Fight Club” var. “Dövüş Klübü”  tabiî ki… Bu filmle Edward Norton kült bir filmde başrol oyuncusu oldu. Film ünlü sıra dışı yazar Chuck Palahniuk a ait bir eserdir. Edward Norton’ın oynadığı rol için ilk düşünülen oyuncu Russell Crowe olmasına rağmen, rol  Edward Norton’a gitmiştir. (Bence böylesi çok daha iyi) Filmin yönetmeni David Fincher ise Fight Club’a kadar yine iki çok önemli film çekmişti. Bunlar Yine Brad Pitt’le “Seven” ve yine çok iyi bir oyuncu olan Sean Penn’le  “Game” di. Yani son olarak, bu film için her alanda yıldızlar buluşması  denilebilir.

“Eğer ne istediğini bilmezsen, bir bakmışsın istemediğin bir sürü şeyin olmuş.”

“Sahip oldukların zamanla sana sahip oluyor.”

“Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz.”

“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız hayatlarımız.”

 “Dövüş kulübünün ilk kuralı:kulüpten sözetmemek

2.kuralı:kimseye kulüpten sözetmemek
3.kuralı:Ayakkabı t-shirt yasak
4.kuralı:Dövüşler tek tek yapılır
5.kuralı:Dövüşte iki kişi vardır
6.kuralı:Biri pes derse sakatlanır ya da bayılırsa dövüş sona erer
7.kuralı:Dövüş gerektiği kadar sürer
8.kuralı:Dövüş kulübündeki ilk gecenizse dövüşmek zorundasınız”

 “Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan
Kar tanesi de değilsiniz,
Sizler işiniz değilsiniz,
Sizler paranız kadar değilsiniz,
Bindiğiniz araba değilsiniz,
Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
Sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz…
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden yeri geldiğinde dalga geçen yeri geldiğinde gülüp geçen pislikleriyiz.”

https://www.youtube.com/watch?v=bY0NE5hovTc

Ve günlerden bir gün,  izlediğim bir filme hayran kaldım. Bu film “Cennetin Krallığı” idi. Bazen kendi kendime  En Enler yaparım. En sevdiğim filmler;  İlk 10 gibi. Ya da en sevdiğim şarkılar; ilk 5 gibi. Sanırım Cennetin Krallığı benim ilk 10’da her zaman yer vereceğim bir filmdir. BU filmi izledikten sonra yazılar akarken (Filmin yazılarını da okumayı severim bu arada) Oyuncularda bir Edward Norton idi. Gerçekten şaşırdım,   çünkü film boyunca hiç görmemiştim. Neyse; Edward Norton bu filmde Cüzzam hastalığından muzdarip kralı oynuyordu. Bir maskenin arkasından bile oynasa, çok iyi bir oyunculuk sergilemişti…

https://www.youtube.com/watch?v=XDrvdtgpu4M

Bu filmde bazı müziklerin Kardeş Türküler tarafından seslendirildiğini belirtmek isterim.

Birçok repliği ise üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektirir.

“Kudüs’ü bulmak kolaydır. İnsanların İtalyanca konuştukları yere git. Ardından başka bir dilin konuşulduğu yere kadar git.  Orada, doğduğun kişi olmazsın, kendi içinde olduğun kişi olursun. Yeni bir dünya. Daha iyi bir dünya. Bir Cennetin Krallığı. Vicdanlı bir dünya…”

“Nemo vir est qui mundum non reddat meliorem “  (Dünyayı daha iyi yapmayan insan, insan değildir.)

“Bir kral bir insanı yönetebilir. Bir baba oğul dünyaya getirebilir. Ama unutma, seni yönetenler kral dahi olsalar ya da güce sahip olsalar, ruhun herzaman sana ait olur. Tanrı’nın önüne çıktığında: “Bana bunu başkaları emretmişti.” ya da “Erdemli olmak beklenen şey değildi.” diyemezsin bu yeterli olmaz. Sakın unutma!”

“Din kelimesine fazla anlam yükleme. Din kelimesinin arkasına saklanan kaçıkların Tanrı adına her türlü kötülükleri yaptığını gördüm. Kutsallık, doğru hareketi yapmaktır ve cesaret kendini savunamayacak durumda olanları savunmaktır. Ve iyilik – Tanrı’nın istediği şey – [başını işaret ederek] burada ve [kalbini işaret ederek] buradadır. Ve her gün yapmaya karar verdiğin şey, seni iyi bir insanı yapar, [gülümseyerek] ya da yapmaz.”

2006 da Edward Norton iki önemli filmde oynadı. İlki bir çoğumuzun bildiği “Sihirbaz” filmiydi. Bu film bir dönem filmi gibi ama aynı zamanda bu dönem bir geçiş dönemi üzerine… Geçiş dönemleri insanların zaten yanılsamalı baktıkları dönemlerdir. Ki  şu tarihlerde de, sık sık bir geçiş döneminde yaşadığımızı düşünüyorum. Tabii ki neye, nasıl , ne kadar inanacağını bilmeyen insanlar var J Sihirbaz gibi bir film için, uygun bir atmosfer var filmde. Bence çok iyi bir film ve çok iyi oyunculuklar söz konusu olmasına karşın,  yine benzer bir atmosfer sunan “Prestij” filmiyle aynı yıl çekilmesi  bu film açısından kötü olmuş diyebilirim.

2006’da ki diğer filmi ise yine bir dönem filmidir. Film klasik bir W.Somerset  Maugham romanı olan Painted Veil’den uyarlanmıştır. Film Sanghay ve Mei Tan Fu ‘da geçmektedir. Özellikle kadın, erkek ve sevgi kavramı üzerine çok güzel bir filmdir.

https://www.youtube.com/watch?v=7P2F9fb_Z-s

Şimdilik bu kadar, macera devam edecek :)

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Doğru Şeyler

Peter Drucker şöyle der ; “Etken olmakla, edilgen olmak arasında ki fark; doğru şeyleri yapmakla, şeyleri doğru yapmak arasında ki farktır.”

Geçenlerde bir yakınıma bir şeyler anlatırken, şunu farkettim. İçinde bulunduğumuz, ortam,ülke, zihniyet, sosyal gruplar vs. ile ilgili bir şey anlatılamaz ve örnek bile verilemez. Zaten içinde olunan bir duruma ya da oluşa insanların bakabilmeleri mümkün değil…

Bunun için eskiden izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. “Restoration” Bu film oldukça eski sayılır ve imdb puanıda pek yüksek değil. Konusuna gelince ;17. yy. İngiltere’sinde lüks ve sosyete düşkünü doktor Robert Merivel (yani Robert Downey Jr.) Kral II. Charles’ın güvenini kazanıp onun yanında kendine bir yer edinir. Kraliçenin şüphelerine önlem olarak ve bir ünvan ile arazi karşılığında Kral ondan metresi Celia ile evlenmesini ister. Ancak kralın yasaklamasına rağmen Celia’ya olan arzusunu yenemeyen Merivel, doğal olarak  saraydan kovulur. Böylece herşeyini kaybeden doktor, ilk önce akıl hastalarının “tedavi” edildiği  bir hastane de çalışır. Burda Meg Ryan’la tanışır. Sonra sokaklara döner, “kara veba” hüküm sürmektedir ve ünlü kuş şekilli Venedik maskesini takar, İnsanlara yardım etmeye çalışır. (Bir çok yeri atladım :) Filmin sonunda İngiltere Aydınlanma dönemine girer.

Gerek Ortaçağ’da  ki veba salgını için veya  bir çok tarihte gerçekleşmiş salgınlar için , konuyla ilgili ve bilgili  kişiler  mikroplardan ve hijyen eksikliği gibi konulardan size ziyadesiyle bahsedecektir. Öncelikle, kime sorsam  sanırım Ortaçağ’da yaşamak istemezdi…Peki neden? Ortaçağ’da din ağırlıklı hegemonya ve bunun devamı için her şey yapılmıştır. Basit bir örnek binlerce insan yakılmıştır :( çeşitli sebeplerle (mesela cadılık) Binlerce kedi de yakıldı. Biliyoruz ki, doğal sistemden neyi çekersen, dengesi bozulur ve seni vurur. Aşırı fare, haşerat vs. üremesi ile ve tabii ki bozuk hijyen şartları ve mikroplar sonucu 7 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Ne için?

Yine Avrupa’da kalalım. Bir de bunlar var…Endülüs’ten atılan kıvılcımlar, şehir şehir dolaşan Giordano Bruno ya da Erasmus’un, 3 haftalığına misafirliğe gittiği ev sahibine atfettiği “Deliliğe Övgü” (ev sahibi Thomas More oluyor) ve işte bunun gibi kıvılcımlar…Bunlar da amacına ulaştı.

Arayan için her zaman yeterince aydınlık ve karanlık vardır.

Bunun farkını ortaya çıkaran ise Peter Drucker’ın cümlesinden ibaret. Ana amaçlarımız (yani doğru şeyler)  adalet, sevgi, merhamet, cömertlik, onur  gibi erdemler değil,  güç,makam,ün,para vs. (şeyleri doğru yapmak) dönüşünce insanoğlu edilgen, yönetilen, her şeye razı, yüzer gezer, bencil adalara dönüşür. Yine yukarıda yazdığım üzere; hangi tohum yeşermedi ki? Hiç bir çaba karşılıksız kalmıyor. Aldığımız her nefeste, büyük resme nasıl bir katkımız olacağını   düşünmek ve buna uygun bir “biz” inşaa etmek daha doğarken üstlendiğimiz en büyük sorumluluğumuz aslında.

Kaygan zeminler için, kaygan zihinler için; Ya yoldasın, Ya da yoldan çıkmışsın.

Birsen SUNGURAY

 

 

 

 

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

100 Maymun Fenomeni

1952’de Koshima Adası’nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo’nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.

1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958’in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!  Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları… Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.

Yani, “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.

Ama “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha “yeni yol”a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası…

“Yüzüncü Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların… Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. “Yüzüncü Maymun” belki de sizsiniz.

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Her Söz Bir Duadır

 Her söz bir duadır. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle, varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza, tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.

Bugüne kadar kim bilir size neler söylendi? Sadece öyle söylendi diye hiç denemeden, farkında bile olmadan kabul ettiğiniz kim bilir neler var? Ancak bunların artık önemi yok. Önemli olan nasıl bir “siz” yaratmak istediğiniz. Hayal ettiğiniz yeni sizi yaratırken, kelimelerin, hedefinize uygun olumlama cümlelerinin gücünü unutmayın. Bu cümleleri boş kaldığınızda, araba kullanırken, uykuya dalmadan önce, sabah kalkar kalkmaz aynaya bakarak sık sık yüksek sesle tekrar edin. Ödev verilmiş bir ilkokul çocuğu gibi sayfalar dolusu yazın. Yazı evrenle yaptığınız bir sözleşmedir.
Kendi olumlama cümlelerinizi yazmak istediğinizde dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var:

1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.

2. İstiyorum ifadesinden kaçının. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.

3. Cümleler hedefinizi net içersin. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım, hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.

4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.

5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.

6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine, saygı görmeyi hak ediyorum deyin.

7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye niyet ediyorum/ hazırım/ başlıyorum, kendimi olduğum gibi kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.

Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Vücudumuzun 4’te 3’ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.

Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.

 

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Çok acınacak haldeyiz.

acinacak-haldeyiz-einstein

Eğer insanlar sadece cezalandırılmaktan korktukları için ya da ödüllendirileceğini umut ettikleri için iyi kalplilerse; o halde gerçekten çok acınacak haldeyiz.

Albert Einstein

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşadığın yeri cennet yapamadığın sürece, kaçtığın her yer cehennemdir.

Yaşadığın yeri cennet yapamadığın sürece, kaçtığın her yer cehennemdir

Yaşadığın yeri cennet yapamadığın sürece, kaçtığın her yer cehennemdir.

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Başkalarını kazanmak için kendini kaybetme.

Başkalarını kazanmak için kendini kaybetme.

Başkalarını kazanmak için kendini kaybetme.

Robin Sharma

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Othello; Şöyle Ya Da Böyle Olmak

Iago – Şöyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçıvanı; ister ısırgan dikersin, ister kekik, ister hıyar yetistirir, kabak ekersin; bahçeni ya tek bir bitkiye ayırabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin; yeter ki sen iste!

Bahçenin kısır kalması da elinde, verimli bakımlı olması da..

Bunların hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularımız mantıgimızla dengelenmis. Yoksa damarlarımızdaki şu azgınlık, içimizdeki şu şehvet düşkünlüğü bize ne oyunlar oynardı. İyi ki mantık denen şey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin iğnelenmelerini, dizginsiz tutkularımızı bastırabiliyoruz.

Senin aşk dediğin şey, işte bu tutkularımızın bir uzantısı, bir sürgünü…

William Shakespeare

Güzel Yazılar, Şiir, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Macbeth; Yapmakla olup bitseydi

MACBETH
Yapmakla olup bitseydi bu iş,
Hemen yapardım, olup biterdi.
Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı  kazanıversen,
Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan
Gelip bize veriyor aldığı dersi.
Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
İçine zehir döktüğümüz kupayı.

Adam burada, iki kat güvenlikte:
Bir kere akrabası ve adamıyım:
Ona kötülük etmemem için iki zorlu sebep.
Sonra misafirim; Değil kendim bıçaklamak,
El bıçağına karşı korumam gerek onu.
Üstelik  Duncan, ne iyi yürekli bir insan,
Ve ne bulunmaz bir kral.
Her değeri ayrı bir İsrafil borusu olur
Lanet okumak için onu öldürene!
Acımak yeni doğmuş bir çocuk olur, çırılçıplak,
Kasırganın yelesine sarılmış,
Ya da bir melek, görülmez atlarına binmiş göklerin,
Ve gider dört bir yana haber verir
Bu yürekler acısı cinayeti,
Göz yaşı savrulur esen yellerde.
Sebep yok onu öldürmem için,
Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde.

William Shakespeare

Güzel Yazılar, Şiir, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Venedik Taciri; Merhamet zorla olmaz

PORTİA

Merhamet zorla olmaz;
Gökten süzülen yağmur gibidir.
İki yönden kutsaldır:
Hem vereni kutsal kılar, hem alanı.
En yüce kişilerde en güçlüdür;
Tahtında oturan hükümdara
Tacından daha çok yaraşır.
Hükümdarın asası, dünyasal gücü gösterir;
Hayranlık uyandıran yüce bir mevkiin;
Kralların korkutucu, ürkütücü özellikleri onda yatar.
Oysa merhametin yeri bütün bunların ötesindedir;
Kralların yüreğinde taht kurmuştur o;
Yüce Tanrı’nın bir özelliğidir.

Dünyasal gücün, Tanrısal güce en yakın hali,
Adaletle merhametin uzlaşmasıyla çıkar.
O halde, Yahudi, adalet istiyor olsan da
Şunu unutma: Adalet uygulanacak olsa
Hiçbirimiz kurtulamazdık.
Dua ederken hep merhamet dilediğimiz gibi,
Yine ettiğimiz dua sayesinde
Yaptığımız işlerde merhametli olmayı öğreniriz.
Senin aradığın adaleti yumuşatmak için söyledim bunları.
Ama istediğinde ısrar ediyorsan,
Yasaları olduğu gibi uygulayan bu Venedik mahkemesi
Şu tüccarın mahkumiyet kararını vermek zorundadır.

William Shakespeare

Güzel Yazılar, Şiir, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

5 Haziran Yeniayı

Merhabalar,

5 Haziran saat 6’da ikizler burcunda 15 derecede yeniay başlayacak. İkizler burcunun değişken doğası ve değişken burçlarda ki gezegen ağırlığı, yeni ve değişken bir döneme gireceğimize işaret ediyor. İkizler burcunda aynı zamanda güneş ve Venüs olması yeniayın yönetici gezegeni Merkür’ün ise boğa burcunda olması karşılıklı ağırlama sağlıyor. Bu sürecin maddi ve manevi değerler açısından önemli olacağını, tüm ilişkilerin bizim için kadersel etkileri olacağını düşünerek hareket etmemiz, zihinsel planda bulunan duygu ve düşüncelerimizi temiz tutmamız önem arz etmekte. Merkür’ün boğa burcunda olması düşüncelerin somuta dönüşmesinde etkili bir enerji sağlıyor. Tabi düşünceleri somutlaştırırken, doğru değerler üzerinden kurgulanması en doğrusu. Çünkü değişken burçlarda bulunan yay’da Satürn, başak’ta Jüpiter ve balık’ta Neptün kendi tarzlarında dengeleri koruyorlar.

Yeniay ikizlerde olacağı için; olumlamalarımızı bu burç enerjisine göre yapabiliriz. İkizlerin enerjisi için ana başlıklarımız; Değişim, tarafsızlık, gözlemek, öğrenmek, pratik olmak, uygulanabilir çözümler, güncel kalma, akılcılık, yeni yönler, ifade etmek, hareket, seyahat, araştırmak, yakın çevremiz olarak özetleyebiliriz.

Aramasını bilene, her zaman yeterince aydınlık ve karanlık vardır. Işığınız bol olsun, sevgilerle…

Birsen G. SUNGURAY

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Şemsi Tebrizi’nin 40 kuralı

Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı:

1. kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !

3. kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5. kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6. kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7. kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8. kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.  Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9. kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10. kural: Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11. kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Ssenden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12. kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13. kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14. kural:Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15. kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16. kural:Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.

17. kural: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18. kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

19. kural:Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20. kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek,kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22. kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

23. kural : Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı , kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadırne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24. kural : Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak , buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. kural : Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26. kural :  Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27. kural : Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28. kural : Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

29. kural : Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. kural : Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez kusur örter.

31. kural : Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32. kural : Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !

33. kural : Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

34. kural : Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35. kural : Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. kural :  Hileden,desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan !

37. kural :Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.

38. kural : Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım ? Diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık !
Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. kural : Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.

40. kural : Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde..

Güzel Sözler, Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Zamandan Kalan

Bahar geçti, yaz bitti

Kış ise her zaman kapıda

Söylenmemiş şarkılar

Cebimde, gönlümde

Geçmez günler, Coşar oldu

Bekledim, bekledim, bekledim

Zaman sen bana ne ettin?

Beni benden ettin

Zaman sen bana ne verdin?

Fark etmeyi öğrettin,

Çark etmeyi öğrettin

Yoldan öte bir yol var

İçimdeki uzayda,

Düşten fazla gerçek var

Kafamdaki sarayda

Yaktığım köprünün ahı var

Benden bile ziyade

Ateşten alev aldım

Aklımda tutuştum,

Sönmüş külden,

Anka oldum…

Değiştim, değiştim, değiştim

Zaman sen bana ne verdin?

Bana yeni ben verdin

Zaman sen bana ne verdin?

Fark etmeyi öğrettin

Sabretmeyi öğrettin

Birsen SUNGURAY

Şiir, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bilgisizliğin verdiği güveni, bilgi hiçbir zaman verememiştir.

Cehaletin (bilgisizliğin) verdiği güveni, bilgi hiçbir zaman verememiştir.

Charles Darwin

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hiç bir zaman kaybetmem.

Hiç bir zaman kaybetmem.
Ya kazanırım,
Ya da öğrenirim.

Nelson Mandela

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir.

yasamak-var-olmak-oscar-wilde
Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir.
Çoğu insan sadece var olur.

Oscar Wilde

Güzel Sözler, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ben o çocukları çok sevdim…

poor-students-yoksul-fakir-ogrenciler

Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.

Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi.
Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar.

Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma şansı oldu.

“O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : “Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde.”

Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, basarili birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu.

Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi:

“Çok basit” dedi,

Ben o çocukları çok sevdim…

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bana dinden bahset.

life

Bilge kişi ölmeden hemen önce halkını geniş bir meydanda toplar. Gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur.

Halktan biri öne çıkarak bize der sevgiden söz et. Bilge anlatır, anlatır, anlatır. Bir diğeri bize aşktan, evlilikten söz et der, anlatır . Bunu alışveriş hakkında ne dersin? diyen biri izler, anlatır.

Çocuklardan bahset derler, anlatır. Eğitimden bahset derler, anlatır. Çiftçilikten bahset derler, anlatır.

Alın terinden, emekten ve adaletten bahset derler, anlatır. Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır.

Konuşmasının sonuna doğru birisi Bana dinden bahset” deyince Bilge şöyle cevap verir;
Bahsettim ya, dinlemedin mi?

Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ellili yaşlarda iyi hissetmek için otuzlarınızda yapmanız gereken yirmi şey

Ellili-50-yaslarda-iyi hissetmek-icin otuzlarinizda-30-yapmaniz-gereken-yirmi-20-sey
The site Quora has carried out some research, in which it asked people who are 50-years-old or more what rules they would advise thirtysomethings to follow for the sake of a happy future. Their answers turned out to be very simple, but at the same time very wise. Here are twenty pieces of advice on how to live better from people with a huge amount of experience.

  1. Sigarayı bırakın. If you’ve started stop, immediately “If you could see me now, I’m down on my poor, crackling knees begging you to at least consider stopping smoking,” writes one person. It’s expensive, smells gross, and is 100% guaranteed to cause health problems. It’s time to give up.
  2. Güneş kremi kullanın. Do you want wrinkles and thin skin from sun damage and bruises from just lightly touching the side of a box and having your skin peel off? Go ahead, enjoy lying in the sun without sunblock.
  3. Para biriktirmeye başlayın. Even if it’s just a tiny bit. Yes, this is a boring suggestion, but it’s true. In your 30s, the average person has a lot of disposable income, some of which can almost always easily be set aside for use later in life. Plus, building the habit of saving early means you’ll continue it further down the line.
  4. Ebeveynlerinizle ve küçüklerinizle aranızı iyi tutun. Even if you have very complicated relationships with them, and sometimes even hate each other, you still need to get on with them. Family ties are extremely important. Soon or later you’ll understand that your family is the most valuable thing you’ll ever have.
  5. Eşya biriktireceğinize anılar biriktirin. You are the sum of your experiences. Don’t wake up when you’re 50 and realize that you’ve wasted life gathering possessions. Memories won’t depreciate and can’t be burned in a fire.
  6. İyilik yapın. Give to others so you feel the goodness that service brings. However you give, do it with your full heart, soul, and effort. Expect nothing in return.
  7. Spor yapın. Get into an active lifestyle right now, then you’ll be a lot healthier by 50. Don’t gain weight and take regular exercise. Look after yourself.
  8. Sahip olduklarınızla mutlu olmasını öğrenin. Happiness is what matters far more than worldly success. If you are content with what you have then you may be a bit less likely to end up a millionaire, but you will have a happier life. And if you do become a wealthy person — is no reason why not, you’ll be a more happy, fulfilled and productive wealthy person.
  9. Yapmayı hedeflediğiniz şeyleri geciktirmeyin. Want to buy a house? Have kids? Write a book? Get a second degree or advanced degree? Change your career? Learn to play a new musical instrument? Learn to cook gourmet meals? Try scuba diving? Run for public office? Start a business and be self-employed? Then start today. It’s easy to put things off. “I’ll get to that someday.” But it’s really true that time starts accelerating as you enter your 30’s, and it keeps accelerating. The time that you’ll get around to those dreams should be now.
  10. Yeterince uyuyun. A dark room or sleep shades will block out light. No bright screens before bedtime. Go to sleep at the same time and wake up at the same time.
  11. Diş sağlığınıza dikkat edin. Go to the freaking dentist already. Get your little cavities fixed as they come up. Unlike many body health issues, dental problems only get worse — and things like crowns and implants are uncomfortable, time-consuming and expensive. If you have a good savings and income, the bills won’t be the painful thing — but there’s no getting around the pain and the time suck.
  12. Meraklı olun. Get out of the house and have an adventure right now. Make it as big as you can possibly manage, take lots of pictures, throw caution to the wind, take on the risk. If possible, include someone you’re close to — make a BIG memory. It needs to be measured in days, not hours or minutes. You’ll still be smiling about it when you’re old.
  13. Kaliteli beslenin. You can make a lot of money in 20s, 30s, 40s, 50s,…90s to buy the whole world when you are at age 50 or beyond. But, you cannot buy your health. Give up on fast food right now at age 30.
  14. Yılda en az on kitap okuyun. Your brain never stops growing, so exercise it with media that matters.
  15. Meditasyon öğrenin. The list of benefits is endless, it only costs you a small amount of time a day, the change in your life and the people you love will be amazing. And compared to ten years ago, there are long lists of scientific studies to back it up.
  16. Seyahat edin. As much as possible, whenever you can. Traveling will change you like little else can. It will put you in places that will force you to care for issues that are bigger than you. It’s about experiencing true risk and adventure so you don’t have to live in fear for the rest of your life. And…inspiring others to step out of that fear, too.
  17. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakın. When you reach 50, you’ll be completely indifferent what impression you make on those around you. Find your own path. Be strong.
  18. Günlük tutun. You will definitely forget more of your precious memories than you’ll remember. Your written records will entertain and endear in your future. Your computer should make this archiving all the easier to implement and retain/recall. Put files on memory sticks with photos. Your kids (or surviving spouse) may someday love you for it.
  19. Arkadaşlarızı ihmal etmeyin. Choose people who make you feel like you already are your best self, who challenge you by their example, and who you genuinely enjoy. Nurture them. Laugh with them. Be silly, too. Contribute to their survival and enjoyment of life. Take the time every week to be in touch.
  20. Kendi evinize sahip olun. This is of course, not so simple as it once was in the current climate. But do whatever you can to ensure you have your own place to go home to and relax at the end of each day. And it should be nearly paid for by the time you’re 50.
Güzel Yazılar, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşk, ızdıraplıymış.

Ask-Izdirap-Aci-Ogrenci-Ogretmen
– Örtmenim, ben size aşık oldum.
– Hah, işte kompozisyonda bunu yaz. El yazısıyla, en az 10 sayfa,
– Aşk çok ızdıraplıymış lan.

Karikatür, Mizah, Tamamı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın