Sayım

Cemal Süreya

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni

Cemal SÜREYA

Ey, benim iyimser hâllerim.

Ey, benim iyimser hâllerim,
Çabuk aldanışlarım,
Hep inanışlarım,
Alttan alışlarım,
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Değmeyecekleri kafama takışlarım,
Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
Herkesi, insan yerine koyuşlarım,
Hepinize elveda…
Artık ben kimsenin,
Hiçkimsesi olmayacağım!”

Nâzım Hikmet Ran

Othello; Şöyle Ya Da Böyle Olmak

Iago – Şöyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçıvanı; ister ısırgan dikersin, ister kekik, ister hıyar yetistirir, kabak ekersin; bahçeni ya tek bir bitkiye ayırabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin; yeter ki sen iste!

Bahçenin kısır kalması da elinde, verimli bakımlı olması da..

Bunların hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularımız mantıgimızla dengelenmis. Yoksa damarlarımızdaki şu azgınlık, içimizdeki şu şehvet düşkünlüğü bize ne oyunlar oynardı. İyi ki mantık denen şey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin iğnelenmelerini, dizginsiz tutkularımızı bastırabiliyoruz.

Senin aşk dediğin şey, işte bu tutkularımızın bir uzantısı, bir sürgünü…

William Shakespeare

Macbeth; Yapmakla olup bitseydi

MACBETH
Yapmakla olup bitseydi bu iş,
Hemen yapardım, olup biterdi.
Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı  kazanıversen,
Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan
Gelip bize veriyor aldığı dersi.
Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
İçine zehir döktüğümüz kupayı.

Adam burada, iki kat güvenlikte:
Bir kere akrabası ve adamıyım:
Ona kötülük etmemem için iki zorlu sebep.
Sonra misafirim; Değil kendim bıçaklamak,
El bıçağına karşı korumam gerek onu.
Üstelik  Duncan, ne iyi yürekli bir insan,
Ve ne bulunmaz bir kral.
Her değeri ayrı bir İsrafil borusu olur
Lanet okumak için onu öldürene!
Acımak yeni doğmuş bir çocuk olur, çırılçıplak,
Kasırganın yelesine sarılmış,
Ya da bir melek, görülmez atlarına binmiş göklerin,
Ve gider dört bir yana haber verir
Bu yürekler acısı cinayeti,
Göz yaşı savrulur esen yellerde.
Sebep yok onu öldürmem için,
Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde.

William Shakespeare

Venedik Taciri; Merhamet zorla olmaz

PORTİA

Merhamet zorla olmaz;
Gökten süzülen yağmur gibidir.
İki yönden kutsaldır:
Hem vereni kutsal kılar, hem alanı.
En yüce kişilerde en güçlüdür;
Tahtında oturan hükümdara
Tacından daha çok yaraşır.
Hükümdarın asası, dünyasal gücü gösterir;
Hayranlık uyandıran yüce bir mevkiin;
Kralların korkutucu, ürkütücü özellikleri onda yatar.
Oysa merhametin yeri bütün bunların ötesindedir;
Kralların yüreğinde taht kurmuştur o;
Yüce Tanrı’nın bir özelliğidir.

Dünyasal gücün, Tanrısal güce en yakın hali,
Adaletle merhametin uzlaşmasıyla çıkar.
O halde, Yahudi, adalet istiyor olsan da
Şunu unutma: Adalet uygulanacak olsa
Hiçbirimiz kurtulamazdık.
Dua ederken hep merhamet dilediğimiz gibi,
Yine ettiğimiz dua sayesinde
Yaptığımız işlerde merhametli olmayı öğreniriz.
Senin aradığın adaleti yumuşatmak için söyledim bunları.
Ama istediğinde ısrar ediyorsan,
Yasaları olduğu gibi uygulayan bu Venedik mahkemesi
Şu tüccarın mahkumiyet kararını vermek zorundadır.

William Shakespeare

Zamandan Kalan

Bahar geçti, yaz bitti

Kış ise her zaman kapıda

Söylenmemiş şarkılar

Cebimde, gönlümde

Geçmez günler, Coşar oldu

Bekledim, bekledim, bekledim

Zaman sen bana ne ettin?

Beni benden ettin

Zaman sen bana ne verdin?

Fark etmeyi öğrettin,

Çark etmeyi öğrettin

Yoldan öte bir yol var

İçimdeki uzayda,

Düşten fazla gerçek var

Kafamdaki sarayda

Yaktığım köprünün ahı var

Benden bile ziyade

Ateşten alev aldım

Aklımda tutuştum,

Sönmüş külden,

Anka oldum…

Değiştim, değiştim, değiştim

Zaman sen bana ne verdin?

Bana yeni ben verdin

Zaman sen bana ne verdin?

Fark etmeyi öğrettin

Sabretmeyi öğrettin

Birsen SUNGURAY

YAŞA

İyi ol, fakat çok iyi olma!
Birazcık huysuz ol, fakat çok değil…
İçinden geliyorsa dua et.
Eğer sana rahatlık veriyorsa, arada bir küfür de et!
Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.
Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut!
Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme…
Yaşa, her şeyden önce yaşa!
Ve sırf tesadüfen, bu dünyaya gelmiş olduğun için,
Laf olsun diye günlerini geçirme…
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan,
Bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!
Hayatını o şekilde yaşa ki, her an kendi elini sıkabilesin…
Ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki,
Gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine “Ben elimden geleni yaptım!” diyebilesin…
Düşüncelerin neyse hayatın da odur…
Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan, düşüncelerini değiştir!

WILLIAM SHAKESPEARE

Dostları olmalı insanın.

Dostları olmalı insanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanları gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli

Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini.

Oğuzkan BÖLÜKBAŞI

Memleket İsterim…

memleket-isterim

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI

Gül için ağıt.

Yaprakken düşmüşüm,
Çaktı, içimde bir kıvılcım
Yangın yeri yüreğim
Sensiz azalan,
Varlığında çoğalan
Sondan başa,
Baştan sona,
Gülden toprağa

Sebepsiz karıştım
Gecenin zoruna,
Anlamsız sorularla
Yaprağın kaderi,
Tomurcuğun niyetindeydi
Baştan sona,
Sondan başa,
Gülden toprağa …

Birsen SUNGURAY

Susmak bir cüsse işi.

Anladım ki susmak bir cüsse işi…
Derin denizlerin işi…
Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…Derin denizlerin sükutu büyüler beni
İçimi bir heybet hissi kaplar
Benliğimi hasret duyguları istila eder
Kalbim ürperlerle dolar
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana
Göklerin suskunlugu da öyle
Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir

Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar
İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı
İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konusacaklardı
Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı
Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır
Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır
Sözü ise ancak bir zaruret

Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin sınır yerine vardım
Halin bana da geçsin! diye ona yalvardım
Bir çılgın vesvesede içim didiklense de,
Olaydım o cüssede, O’nun gibi susardım

Gercekten de öyle olmustu Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım
O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi Derin denizlerin işi
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Öğrenmek Gerek

Kanayan yaralarımız,

Üstünde yürüdüğümüz

Can kırıklarından…

Hiç ateşkesi olmayan,

Bir savaş var, içimizde

Ben de, kavga ediyorum,

Masayla, sandalyeyle,

Kağıt ve kalemin sessiz hakaretleriyle,

Sen olsaydın,

Seninle de kavga ederdim.

İşe yaramazdı, mutlaka

Kafalardaki tüm karışıklık,

Soruların bulanıklığından.

Yoksa her alayın arkasında,

Her zaman bir “acaba”  mevcut…

Şapkadan, tavşan

Rüyadan, gerçek

İnsandan, insanlık çıkarmayı,

Öğrenmek gerek…

Birsen SUNGURAY

 

 

Dünya

Dünya dönüyor,

Fark ettirmeden

Sessiz ve sakin…

Bizse, hayatın telaşında,

Bazen bir sincap ürkekliğinde

Kalabalık bir koşunun,

-numaralarından biri gibiyiz.

Dünya dönüyor, cömertçe

Geceler, gündüzler, mevsimler vererek,

Ama tüm anlamları,

Küçücük bir “an” a sığdırarak

Dünya, her doğan günle beraber

Bize, başka başka  seçimler sunuyor

Kazanana ve kaybedilene açılan,

Kapılar arkasında…

Dünya dönüyor, hem de kimseyi takmadan

Bir gün esirgediği adaleti,

Gün geliyor, eninde sonunda

Herkesi,  hak ettiğine ulaştırıyor…

Birsen SUNGURAY

 

 

Eğer

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir İNSAN olursun oğlum…
Rudyard Kipling

Zaman (Şarkı) (Leyla The Band)

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.
Ey zaman bilmez misin ettiklerini
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben.

Bilmezsin ne olduğunu,
Vazgeç ötelerden yorma kendini.
Kendine gel bir düşün,
Ben senim sen de ben, arama boşuna.

Söz: Ömer Hayyam
Beste: Fırat İkisivri
Vokal: Ali Atay, Osman Sonant, Serkan Keskin, Fırat İkisivri, Sarp Aydınoğlu
Bas gitar: Serkan Keskin
Iklığ-bağlama: Fırat İkisivri
Bendir: Sarp Aydınoğlu
Kayıt: Fırat İkisivri, Ayhan Aydın
Mix mastering: Cem Büyükuzun
Kamera: İsmail İçen, İlker Çevikkaya, Ahmet Zarifoğlu, İsra Nilgün Özkan
Kurgu: İsmail İçen

Sur Dibi

Aklımın sur diplerindesin,
Tebeşirle çizili düşüncelerimin çevresi
Yabancı olamazsın,
Senin içinde ölen
Hiçbir şey olmadı mı?

Birsen SUNGURAY (2001)

Her insan mutlu olamaz.

Untitled

Her insan mutlu olamaz.
Çünkü gereğinden fazla özler dünü.
Hak ettiğinden fazla düşünür yarını.
Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.

Her insan mutlu olamaz.
Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları.
Hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri.
Ve asla göremez yanı başındakileri.

Erich FROMM

Bize bağlı.

Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün
Suçun yarısı bizim yarısı günün
Sanki yapının tuğlası bizsek harcı o
Onun da iyi olması lazım
Onun da aklı kalbi namusu
Ya masmavi aydınlık ferah
Ya dikenli huzursuz bir uykusu
Gününü gün etmekten korkması lazım.

Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün
Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün
Gelin buna bir çare bulalım
Bunca olduğumuz gayrı yetmiyor
Yarın daha iyi adam olalım
Yarın daha sağlam daha akıllı
Yarın daha sevdalı daha haklı
Günün bize bağlı olduğunu bilelim.

Melih Cevdet ANDAY