Pazarlık.

Meclise bir kapı yaptırılacak, bunun için fiyat araştırması yapılıyor.

Birinci kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 750 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 500 malzemeye gider, 250’de işçiliğe alırım. 750 eder.

İkinci kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 600 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 400 malzemeye gider, 200’de işçiliğe alırım. 600 eder.

Üçüncü kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 500 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 350 malzemeye gider, 150’de işçiliğe alırım. 500 eder.

Dördüncü ve son kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 1.500 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 500 TL sana, 500 TL bana, 500 de şu ustaya veririz kapıyı yapar.

Sigara

Temel’le bir adam parkta oturuyormuş. Temel de sigara içiyormuş. Adam dumandan rahatsız olmuş.
Dönmüş Temel’e ve sormuş:

– Kaç yıldır sigara içiyorsun?

Temel cevap vermiş:

– 30 yıl.

Adam başlamış nasihata:

– Bak 30 yılda sigaraya verdiğin parayı

biriktirsen şu karşıdaki lüks villa ve önünde duran son model araba senin olabilirdi.

Temel dönmüş ve sormuş:

– Sen sigara içiy musun?

Adam cevaplamış:

– Ben hiç sigara içmedim.

Temel tekrar sormuş:

– Peçi şu villa ve lüks araba senin mu?

– Hayır !

Temel eklemiş:

– Fazla konuşma o zaman. Çünku onlar penum… :

Şantaj

Evin hizmetçisi han?m?ndan maa??na zam ister.
Evin han?m? ho?nutsuz sebebini sorar.

Hizmetçi:

– 3 sebebim var: Birincisi ben sizden daha iyi ütü yap?yorum.

– Sana bunu kim söyledi?

– Beyiniz.

– 2. sebep ne?

– Ben sizden daha iyi yemek pi?iriyorum.

– Olamaz senin benden daha iyi pi?irdi?ini kim söyleyebilir?

– Beyiniz.

Evin han?m? patlarcas?na sorar

– 3. sebep neymi? ?

– Yatakta sizden daha marifetliymi?im.

– Bunu da m? kocam söyledi?

– Hay?r… Bunu bahç?van söyledi.

Ve böylece hizmetçi bütün istedi?i maa? art??lar?n? al?r.

Görgüsüz.

Görgüsüz bakan?n biri ?oförüyle bir toplant?ya giderken ?oföre sorar.

– Senle e?ek aras?ndaki fark nedir? ?oför dü?ünür dü?ünür.

– Bilmiyorum efendim. Nedir?

– E?e?e çü? deyince durur ?oföre dur deyince durur der ve kahkahay? bast?r?r.

Bu cevap ?oförün çok a??r?na gider. Bir müddet sonra bakana sorar.

– Bakanla e?ek aras?ndaki fark nedir?

Bakan dü?ünür dü?ünür bulamaz “Neymi??” diye sorar.

– Vallaha bende bi fark bulamad?m bakan?m der :)

Viagra.

Genç adam eczaneye girmiş.
-Abi bana bir viagra verirmisin demiş.

Eczacı vermiş viagrayı. Genç adam sormuş.
– Kaç para?

Eczacı: 10 tl.

Genç adam 100tl vermiş .

Eczacı:
– Bozuk yok mu? demiş.

Genç adam :
-Yok. deyince;

Eczacı:
-Karşıdaki çerezciden bozdur gel… deyince

Genç adam:
-Abi çerezci beni tanımaz ki. Uğraştırır şimdi…

Eczacı:
-Ben burdan işaret ederim bozar paranı demiş.

Genç adam karşıdaki cerezciye gitmiş.
-Abi, beni karşı eczacı gönderdi ,100 tl yı bozacakmışsın, bir de 500 tl(!) para vercekmişsin
demiş.

Çerezci başını kaldırıp eczacıya bakmış, karşıdan eczacı başını salıyarak
onay vermiş Genç adam gelmiş ezcacıya 10 tl yi vermiş, viagrayı alıp
gitmiş. Akşam üzeri cerezci gelmiş, eczacıya
-500 tl yi alayım! demiş

Eczacı şaşırmış
-Ne 500 tl si demiş

Çerezci:
-Çocuğu gönderdin hem 100 tl bozdurdun, hem de 500 tl istedin ya demiş.
-Hatta sana baktım onayladın karşıdan.

İşte o an anlamış eczacı başına geleni, vermiş çerezciye 500 tl yi tabii.

Ertesi gün yaşlı bir amca girmiş ezcaneye. Eczacıya fısıldıyarak;
– “Oğlum ben viagra alacam ama etkileri nasıldır, işe yarıyor mu?” demiş.

Eczacı:
– “Amca, şu kadarını söyliyeyim, dün birisine viagra verdim daha adam kutusunu açmadan hem şu karşıdaki çerezciyi hem de beni ayakta ***ti.”

Temel’e bir şans daha verelim!

35 ya??n? deviren Temel hala ilkokul diplomas?n? alamam??t?r. Ayni ö?retmen de ona hala ?ans vermekte ama faydas? olmamaktad?r. Trabzon ahalisi art?k hocaya k?zmaktad?r. Bunun üzerine hoca Avni Aker’de Trabzonspor maç? öncesi kamuya açik son bir s?nav daha yapmaya karar verir. Gün gelir ve s?nav ba?lar. Hoca megafonla sorar:

– TEMEEEL, TEK B?R HAKKIN VAR, SÖYLE BAKALIM 2 KERE 2 KAÇ EDER?

Temel dü?ünür dü?ünür ve….

– 4 EDER HOCAM

diye ba??r?r.

O anda stadtan bir tezahürat yükselir:
“HOCA TEMEL’E B?R ?ANS DAHA VER, HOCA TEMEL’E B?R ?ANS DAHA VER!”

Ölüyorlar bunun için.

Cenaze arabas? kullanan genç yoldan geçen k?za seslenir:

– Hey f?st?k, biraz gezelim mi?

– H?hhh bununla m? gezdireceksin demi??

– K?z?m! Millet bu arabaya binmek için ölüyor beeeee demi?.

Solucan

Dede bahçede oynayan torununu izler. Torunu bahçede kazma kürek oynarken bi deli?in içinde solucan bulur. Çekip ç?kar?r solucan?. O s?ra dedesi bunu farkeder ve torununun zekili?ini ölçmek için yan?na gidip,

-“O solucan? tekrar deli?e sokabilir misin” der.

Torunu :

-“Evet dede” der.

Dedenin surat?nda hafif bir tebessümle,

-“Sen onu tekrar deli?e sok benden sana 10 lira” der.

Çocuk içeri annesinin odas?na ko?ar saç spreyini kapt??? gibi solucana s?kmaya ba?lar. Solucan kalem gibi düzle?ir. Geri bahçeye döner ve aynen ç?kard??? gibi deli?e sokar. Dede ?a?k?n ?a?k?n 10 liray? torununa verir.

Ertesi gün çocuk gene bahçede oynar bu sefer ninesi yan?na gelir. Çocu?un eline 20 lira s?k??t?r?r ve,

-“Sen dedene neler ö?retmi?in öyle” der.

İşte fener böyle tutulur! (En favori fıkralarımdan)

Askeri bir birlik çölde ilerlemekte… Su az, yemek az, s?cak çok, kad?n yok…
Nas?l olmu?sa olmu?, bir çöl dilberi ç?km?? birli?in kar??s?na. Komutan hemen çöl güzelinini himayesine alm??. Ak?am olup hava kararmaya ba?lay?nca, çad?rlar kurulmu?, askerler nöbete geçmi?ler, komutan da çöl dilberini al?p, karanl?k çad?r?na girmi?. Eh, amaç belli…
Belli ama, komutan bir türlü yapmas? gerekenleri yapmay? beceremiyor. “Karanl?ktan herhalde…” diye dü?ünüp eline bi fener alm??… I-?h… Bir elde fener ta??yarak hiç olmayacak…
Kap?da bekleyen nöbetçi askeri ça??rm??, “tut ?u feneri ?uraya” demi?… I-?h… Yine olmuyor… Olmaz tabii, komutan beceriksiz olunca…
En sonunda komutan kükreyerek do?rulmu?, askerin elindeki feneri alm??, “sen geç bak?y?m ?imdi oraya” demi?…
Asker bu… Komutan?na benzemez… ?ip-?ak…
Komutan askerin ensesine bir ?aplak indirmi? ve “gördün mü…” demi? “fener böyle tutulur i?te…”

Verdikçe veriyor.

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor. Karısına bile söylemiyor, sabaha karşı ikramiyeyi almak için Ankara’ya yola çıkıyor. Tam Elmadağ’a gelmişken bir telefon… Arayan kayınbiraderi.

– Neredesin enişte?
– Dışarıdayım hayırdır.
– Çabuk eve gel
– N’oldu, çok mu acil?
– Hemen gel ablam
– Yoksa hasta mı?
– Yok sizlere ömür

Telefonu kapattıktan sonra adam koltuğa yaslanıp kendi kendine

– “Ey güzel Allah’ım, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor”

Zeki Hostes.

Bir uçakta pilot aniden hostesleri ça??rm?? ve demi? ki:

– Uçak dü?mek üzere. Tüm yolculara atlamalar?n? söyleyin. ?u anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yak?n uçuyorum, atlarlarsa kurtulma sanslar? var ama atlamazlarsa herkes ölecek!

Tabi boyle bir ?eyi insanlara yaptirmak çok zor. Hosteslerden birisi dü?ünmü? ta??nm??, herkese uygun bir dille anlatilirsa ucaktan atlamalari saglanir diye karar vermis ve ilk olarak Amerikali kafilenin yanina gitmis:

– Sayin yolcularimiz; uzerinde bulundugumuz alan Japonlarin arastirma laboratuarlariyla kapli. Eger oraya ulasirsaniz tum Japon teknolojisi sirlarini kaparsiniz!

Butun Amerikalilar kosarak cikisa gitmis ve atlamis; Sonra hostes Ingilizlere yonelmis:

– Sayin yolcularimiz su anda dunyanin en genis ve verimli somurgeleri uzerindey iz; eger hemen el koyarsaniz sonsuz a dek sizin olurlar!

Butun Ingilizler hevesle atlamis; s?ra Frans?zlara gelmis. Hostes:

– Bayanlar baylar, affedersiniz rahatsiz ediyorum; fakat rica etsem ucaktan atlar misiniz? ?imdiden tesekkur ederim.

demis Fransizlar:

– Tabi, mersi!

demis ve sirayla atlamislar. ! Hostes bu kez Almanlara yonelmis:

– Atlayin cabuk asagi!

diye bagirmis Alman kafile ‘heil’ demis ve atlamis. Veee sira gelmis Türklereee. Hostes yandan yandan gulumseyerek ve koltuga hafif dayanarak soyle demis:

– Siz var ya… Buradan hayatta atlayamazs?n?z !

 

Brejnev Küba’da (En favori fıkralarımdan)!

Brejnev, Küba’ya gelecekmi?. Kübal?lar
toplanm??, bir ho?luk yapacaklar.
Ülkenin en iyi ressam?na ba?vurmu?lar. Bir tablo yap.
Ad? “Brejnev Küba’da” olsun demi?ler.
Ressam:
“- Hadi oradan” demi?.
“- Ben adam? görmedim bile. Adam hayat?nda
Küba’ya gelmedi.
?imdi ben nas?l “Brejnev Küba’da” diye
atmasyondan resim yapar?m?”
Tesadüf bu ya. Bizim Temel, püro almaya
Havana’ya gelmi? o s?rada.
S?k?nt?y? duymu?.
“- Ben size istedi?iniz tabloyu yapar?m. Bana
bir sand?k püro verirseniz” demi?.
Vermi?ler.
Temel bir hafta sonra, Kübal?lar’? ça??rm??.
– “??te tablonuz” demi?. Tuvalin üzerini örten
bezi h?zla a?a?? çekivermi?.
Kübal?lar da donup kalm??lar.
Tabloda, yatakta iki ki?i, al takke ver külah.
– “Bu ne” diye gürlemi?, Turizm Bakan?.
– “Bu ne?.. Bu kad?n kim?..”
– “Brejnev’in kar?s?!” demi?, Temel.
– “Peki bu üstündeki adam kim?”
– “Brejnev’in u?a??!..”
– “Peki Brejnev nerde ulan!..”
– “Brejnev Küba’da”

 

Sarı lira gibi ömrünüz.

Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris’te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış…

Korkuyor.

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

 

William Shakespeare

 

Korkuyorum.

Yağmuru seviyorum diyorsun,

yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun…

Güneşi seviyorum diyorsun,

güneş açınca gölgeye kaçıyorsun…

Rüzgarı seviyorum diyorsun,

rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun…

İşte,bunun için korkuyorum;

beni de sevdiğini söylüyorsun…

William Shakespeare

Yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörmeyi
barındıramayanlar,
Yavaş yavaş ölürler…

Alışkanlıklarına esir
olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,

veya bir yabancı ile konuşmayanlar,
Yavaş yavaş
ölürler…

İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçanlar,
tamir
edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek
istemekten
kaçınanlar,
Yavaş yavaş ölürler…

Aşkta veya işte bedbaht olup
istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış
olanlar.

Yavaş yavaş ölürler ……

Pablo Neruda

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU

En güzel…

En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür…
24 Eylül 1945
Nazım Hikmet RAN

Kadınlar gittiğinde…

Kadınlar gittiğinde…

KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde “yetim-öksüz” kalan çok olur:

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler…

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.

Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.

Sık sık boynunu büker “sarıkız”.

O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.

*

Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider...

Bir dost...

Bir arkadaş...

Bir sevgili...

Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

*

Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.

Kapı eşiğindeki “Dikkat et…” duyulmaz, annesi gitmiştir “geç kalma”nın.

Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok “yetim” bırakmıştır arkasında.

 

Bekir COŞKUN
20 Temmuz 2006